Görüntüleme Tercihi Konu Görünümü | Tam Görünüm
~~ My Love ~~


clock09-05-2014, 05:55 PM
Yorum: #61
Teşekkür ederim Heart
clock09-06-2014, 02:06 AM
Yorum: #62
Bu kız her şeyi açığa vermiş yaa beeee Big Grin!!!! Salak kız o kadar içecek ne vardı sanki Smile şimdi bu min woo bu oğlanın kız olduğunu anladıya çok çektirir çok Big Grin Yandın sen Ji Hye min Woo'nun eline düşmeyecektin Smile Wink
clock09-06-2014, 11:58 AM
Yorum: #63
Hehe bence de Big Grin İşte ne biliyim bir anlık hata olmuş içmiş Tongue
clock09-07-2014, 01:22 AM
Yorum: #64
Edaaa bu hikaye mikemmel ötesi bişeyyyyy yaa yeni bölümü hemen ekle olur mu çok beğendim Big Grin ama dikkatimi çeken şeyde bunların müslüman gibi olması yani Big Grin İnşaAllah gibi sözlerin kullanmış olması Big Grin çok iyi yazmışsın yine önceki hikayeninde tiryakisiydim bi denemmmmmm Angel
clock09-07-2014, 01:21 PM
Yorum: #65
Ayy gerçekten miiii iHeart Yeeriiimm Angel E yazarı müslüman daha ne olsun Wink @_WooYoung_
clock09-08-2014, 04:10 PM
Yorum: #66
Eline sağlık devam idaaaa
clock09-08-2014, 04:13 PM
Yorum: #67
Sağ ol Nisaa Heart @Subjepark
clock09-10-2014, 05:22 AM
Yorum: #68
aynen yazan Müslüman Cool @edakorea Yeni bölüm nirde ama Angel
clock09-13-2014, 03:16 PM
Yorum: #69
*Üzgünüm sizi çok beklettim Sad Ama bugün ve yarın iki bölüm yayınlayarak dengeleyeceğim Wink İyi okumalarr ^^
[Resim: Tiffany-Nichkhun-Feature.jpg]
*7.Bölüm*
“Ben bir erkeğim… öyle olmalıyım… neden bozuyorsun ki?! Nasıl bir erkeğe aşık olabilirim.? Senin yüzünden..”
Min Woo “Junsu sshi?”
Min Woo’ya vurmaya başladı.
“Sanırım fazlasıyla sarhoşsun.En iyisi gitmek” dedi ve ayağa kalktı.
Ji Hye “Junssu da kim?! Ben Ji Hye’yim Jİ HYE! Junsu olmak istemiyorum..! Junsu olursam seni nasıl sevebilirim hı?!” dedikten sonra gözleri kapanmıştı. Min Woo’nun kucağına yığılmıştı.
Min Woo şaşkındı. Doğru tahmin etmiş olmalıydı. Bu yıllar önce Amerika’da tanıştığı Ji Hye’ydi. Ve bugün tanıştığı Ji Sun’ı da tanıyordu. Kendi kendine söylendi “Aptal kız! Bir iş yapıyorsan bari düzgün yap!” Yoksa Min Woo’yu tanımamış mıydı?
Okula ilk geldiği gün ki korkmuş yüzünü hatırladı. Tanımış olmalıydı. Peki neden bu kadar dikkatsizdi? Ya da neden erkek kılığına girmişti?
Bütün bunları düşünürken çoktan Ji Hye’yi arabanın arka koltuğuna atıp arabayı sürmeye başlamıştı.
Ya Min Woo’yu sevmesi? Gerçek miydi?
Sonunda yurdun önündeydiler. Min Woo arka taraftan Ji Hye’yi nasıl çıkaracağını düşünmeye başladı. Önce yatar vaziyette olan Ji Hye’yi oturttu. Sonra kucağına almayı denedi, başarısız oldu. Uyandırmayı denedi, tek bir çıt bile çıkarmadı. Sonra sırtına almaya karar verdi. Biraz uğraştıktan sonra sırtına aldı. Düşmesin diye ellerini tutarken ayağıyla arabanın kapısını kapattı. Fazla hızlı kapatınca sinirlenip söylendikten sonra yurda girdi.
Güvenliğe yakalanmamak için duvarların arkasından geçe geçe gitti ve odanın önüne geldiğinde derin bir nefes aldı.
Kapıyı açmaya çalıştı ama kilitliydi. Sonra Ji Hye’yi yere bıraktı. Çantası yoktu. Arabada unutmuş olmalıydı! Tam koşup gidecekken Ji Hye’yi öyle bırakırsa yakalanabilecekleri kanısına varıp Ji Hye’yi duvarın arkasına bırak(tı.
Sonra koşup arabadan Ji Hye’nin sırt çantasını ve ceketini aldı. Yine yakalanmamak için aynı yolları kullanarak odanın önüne geldi.
Çantanın içini kapının önüne boşalttı, tek tek aradı. Anahtar yoktu! Ceketinin ceplerine baktı, yine yoktu! Sonra çantanın önünde bir gözü daha olduğunu fark edip o göze elini soktu. Evet bu anahtardı!
Çoklu bir anahtardı ama şansına ilk anahtarla kapıyı açabilmişti.
(Bir not: Neden bu kadar uğraşacağına kendi odasına gitmedi derseniz, kendi odasında farklı biri kaldığı için gitmedi. Wink )
Sonra Ji Hye’yi kollarından sürükleye sürükleye odaya getirdi. Kapıyı kapatmadan önce Ji Hye’nin eşyalarını çantasına atıp çantayı da bir kenara fırlattı. Kapıyı kapattırken alnında biriken terleri siliyordu.
Sonra yerde duran Ji Hye’ye baktı. Halinden memnun görünüyordu. Gözlerini devirdi ve sinirle Ji Hye’yi yerden kaldırıp yatağına yatırdı. Üstünü örttükten sonra karşıdaki koltuğa oturdu. Gerindi ve ağrıyan beline vurdu. “Aish! Ne diye çağırdım ki seni!”
Sonra yine aklına geldi. Neden gelmişti bu okula, neden böyle bir risk almıştı?
Amaan banane havasında koltuğa uzandı. Hava soğuktu ve üşüyordu. Öteki yatağa geçmeye karar verdi. Gerçekten rahattı. Ama Min Woo değildi. Dönüp duruyordu. Azıcık bir uykuya dalsa Ji Hye’nin koşarak banyoya gitme seslerini duyup geri uyanıyordu. Bir, iki derken Min Woo dayanamadı ve ayağa kalktı. Yüzünü yıkayıp odasına gitmeye karar verdi. Kapıyı açıp çıkacakken görevliyle karşılaştı.
“Nereye gidiyorsun?” diye elinde ki el fenerini Min Woo’ya tuttu.
Min Woo çaresiz geri içeri geçti. O sırada Ji Hye’nin sayıkladığını duydu. “Anne… anne..”
Yanına gittiğinde gözünden akan o yaşı gördü. Kazanın olduğu gün de, hastanede böyleydi. Sanırım Min Woo bir an için onun bu haline üzüldü. O gün de üzülmüştü. Çaresiz bir evlattı…
Yatağın ucuna oturup başını okşadı.

Ji Hye gözünü açtığında yatağındaydı ve yanında da Min Woo vardı. Uyurken çok masum görünüyordu. Saçları alnını kaplamıştı. Kollarını bağlamış uyuyordu. Üstünde örtü yoktu. Örtünün hepsi Ji Hye’nin üzerindeydi.
Ji Hye yavaşça doğruldu. Saçını karıştırdı. “Aish!! Çok içmiş olmalıyım!”
Yavaşça yataktan kalkıp Min Woo’nun üzerini örttü.
Banyoya girdi ve yüzünü yıkadı. Sonra aynaya bakarak “Sen bir erkeksin Junsu. “ dedi. Sonra elini başına koydu “Ah, başıım!”. Odasına yerleştirdiği küçük buzdolabından bir şişe su aldı ve içti. Sonra içkiye iyi gelen bir çorbayı çıkarıp Min Woo’yu uyandırdı.
Min Woo gözlerini açınca “Kalkta çorba içelim”dedi Ji Hye.
Min Woo “Dün bütün gece içen sendin. Sen iç çorbayı” dedi ve hiç istifini bozmadan gözlerini tekrar kapattı.
Ji Hye “Ya! Neden içmedin?! Hani bana eşlik edecektin pis yalancı!” dedi ve çorbasını içmeye gitti. Arkasından Min Woo kalktı. Kulağında Ji Hye’nin sözleri yankılanıyordu;
“Junssu da kim?! Ben Ji Hye’yim Jİ HYE! Junsu olmak istemiyorum..! Junsu olursam seni nasıl sevebilirim hı?!”
Sonra elindeki kolyeyi uzattı. “Bu senin mi?” Ji Hye arkasını dönünce “Ji Hye sshi!” diye ekledi.
Ji Hye korkulu gözlerle Min Woo’ya bakıyordu. “Se-Se-Sen nerden biliyorsun?”
Min Woo ukalaca “Yarışma günü beni tanıdın değil mi? Sonra okula ilk geldiğimde seni tanımamdan korktun. Okulda yalnız kalmamak için Hyun Jo’yla geldin ama olaylar beklediğin gibi gelişmedi. Hyun Jo’yu sevdiğini düşündün, sonra bana aşık oldun. O kadar dikkatsizsin ki aşık olduğun adamla içtin ve her şeyi ortaya döktün. Ayrıca beni önceden kardeşinle tanıştırdığın halde yine tanıştırdın ve tanımayacağımı düşündün. Son olarak kolye… Kolyeni de o gün yine dikkatsizce koşarken seni araba çarpmasından kurtardığım sırada düşürdün ve benim elime geçti. Yıllar geçse de, sen değişsen de, gözlerin ve gülüşün hiç değişmedi ki Ji Hye. Seni tanımamam için beynim de bir takım sorunların olması gerekiyor” dedi gülümseyerek.
Ji Hye ayağa kalktı. Dolan kahverengi gözlerini yere kilitlemişti. Min Woo “Madem içkiye dayanıksızsın, neden içiyorsun? Bari kardeşinle içseydin, o kadar istiyorsan”
Ji Hye “O kadar istiyorsan mı? Beni çağıran sendin”
“Çünkü kız olup olmadığını merak ettim. Eğer kızsan reddedecektin ki seni ikna etmek kolay olmadı. İkna etmeye çalıştım, inanmak istemedim. Senin gibi birinin böyle bir kandırmacada yer alması beni şaşırttı doğrusu.”
Ji Hye göz yaşlarının akmasını engellemek için elleriyle silmeye başladı.
Min Woo “Göz yaşlarınla her şeyi çözemezsin Ji Hye” dedi ve kolyeyi cebine atıp kapıya doğru ilerledi.
Ji Hye’nin “Neden yer aldığımı bilmiyorsun” demesiyle durdu. Ji Hye yutkunup sözlerine devam etti. “Ben en… en değerlimi kaybettim. Güvenebileceğim tek kardeşim kalmıştı. Ona bakmak için para gerekiyordu ve hayalimde ünlü olmaktı.” Burnunu çekti. “Kore’ye dönme sebebimiz, babamdan uzaklaşmaktı. Beni kabul edebilecek tek sanat okulu burasıydı. Yarışmaya katılma sebebim de, okula katılmak için o adamın parasını kullanmak zorunda kalmayacağımdı. Erkek olmayı seçtim… Kardeşime bakmak için, hayalime kavuşmak için” artık hıçkırmaya başlamıştı. “Annemi… annemi bizden ayıran o pislikleri bulmak için…”
Min Woo arkasını dönüp hıçkırarak ağlayan o acılı kıza baktı. Başını önüne eğmiş gözlerini silip duruyordu. Yanına gitti, yavaş adımlarla. Asıl amacı onu buradan kurtarmak için müdüre olayları anlatmakla tehdit edip onu bu okuldan çıkarmaktı. Ama bu sözler, onu da derinden etkilemişti. Bir annenin ne değerli olduğunu biliyordu. Ve güvenebileceği tek kişinin kardeşi olması da çok acıydı.
Yine ona üzülmüştü. Yanına gitti. Ne yapacağını kendi de bilmiyordu. Sadece ona ağlayabileceği bir omuz vermekle yetindi. Kollarını karşında ağlayan kıza sarıp sarmamakta kararsızdı. Sonunda kararsızlıkla Ji Hye’yi kolları arasına aldı. Eliyle yavaş yavaş, teselli edercesine vurdu sırtına.
Bu kız yalan söylüyor olamazdı. Böyle bir yalanı uyduracak ve karşısında hüngür hüngür ağlıyor numarası yapacak kadar kötü biri değildi. Uyurken ‘anne… anne…’ diye sayıklaması boşuna değildi. Ayrıca dün de ona tek güvendiği kişinin kardeşi olduğunu söylemişti. Üvey abisinden bahsetmişti.

Bir süre sonra ayrıldılar. Ji Hye banyoya gidip yüzünü yıkadı. Min Woo kendine gelmekte zorlanmıştı. Bu acıklı hikaye onunda yüzünün hüzün kaplamasına neden olmuştu. Ayrıca birini kollarına alıp teselli etmek, ona göre bir iş değildi. Bu da onu etkilemiş olmalıydı.
Ji Hye banyodan çıkıp bir iki kaşık alabildiği çorbayı toplarken, Min Woo “Yanıma gel” dedi.
Ji Hye çorbayı dolaba koyup küçük masasını bir kenara koyduktan sonra Min Woo’nun yanına geldi ve soran gözlerle baktı.
Min Woo “Sana inanmak istiyorum” dedi. “Bence buraya gelip bunca insanı kandırman ne kadar dürüst olmadığını kanıtlasa da, sana inanmak istiyorum”
Ji Hye yanına oturdu. “Biliyorum, yaptığımın ne kadar yanlış olduğunu. Hayatım uğruna bir sürü kişiyi kandırdığımı ama, benim için hayat memat meselesi” sonra umutla Min Woo’nun yüzüne baktı “Bu sırrı benim için saklayabilir misin?”
Min Woo “Düşünmeliyim” deyince içini bir sevinç kapladı. İster istemez yüzünde bir gülümseme oluştu. Min Woo Ji Hye’nin yüzündeki gülümsemeyi görünce kendi de gülümsedi. Neden bilmiyordu ama onu gülümsetmek hoşuna gitmişti. Cebinden kolyeyi çıkardı.
Ji Hye onu almak için elini uzatınca Min Woo kolyeyi geri çekti. Ji Hye şaşkınca Min Woo’ya baktı.
Min Woo “Kararımı vermedim hala, birkaç gün sonra kolye sana geri dönerse sen de evine geri döneceksin”
“Neden burada kalacağım zaman kolye sende kalıyor?” diye sordu Ji Hye haklı olarak.
Min Woo kolyeyi cebine atıp ayağa kalktı. “Benden habersiz uzaklara gitme diye” dedi ve odadan çıktı.
Ji Hye kalakalmıştı. Beyninde bu cümle birkaç kere tekrarlandı. Bu ne demekti şimdi?! Hızla atan kalbine kızarak “Hayır, sen Junsu’sun. Erkeğe aşık olmak mı? Böyle aptalca bir şey mi yapacaksın!?” dedi. Sonra kendini tokatladı.
O böyle kendine hakim olmaya çalışırken telefonu çaldı. İlk başta telefonunun büyük ekranını açmadan kapağından bakmıştı ‘Julie’ ismini görünce şaşırdı ve kapağı açtı. Evet bu ‘Julie’ydi. Hala Amerika’da babasıyla yaşayan Jae Wook’un kardeşiydi.
Jae Wook annesiyle yaşadığı için Ji Hye’nin ailesine dahil olmuştu. Annesiyle babası para yüzünden tartışmaya girmişler ve boşanarak tartışmayı sonlandırmışlardı. Kararsa Jae Wook’un annesinin yanında, Julie’nin babasının yanında kalmasıydı. Julie’nin adının İngilizce olma sebebi babasının Amerikan olmasıydı. Annesiyse Koreli olduğu için Jae Wook’un ismi Korece’ydi.
Artık düşüncelerden ayrılıp telefonu cevaplaması gerektiğini düşünen Ji Hye telefonu heyecanla açtı. “Alo Julie?”
“Ji Hye! Neredesin? Kore’ye geldim ve annemin yanındayım. Seni özlediiim~~”
“Ah, hoş geldin canım! Bende seni özledim^^”
“Eee neden gelmiyorsun buraya? Hem annem de seni sayıklayıp duruyor” dedi gülerek.
Ji Hye mırıldandı “Yaa, çok sever beni (!)” sonra gülerek “Orada değil de, bildiğim çoook tatlı bir kafe var. Orada buluşsak nasıl olur? Hem sen kafelere bayılırsın!”
“Gerçekten mi? O zaman bayılırım~ Ama Ji Sun’ı da çağıııır!”
Karşısında duygu patlaması yaşayan Julie’nin haline güldü ve “Hiç değişmemişsin” dedi. Sonra şu an buluşamayacaklarını fark etti. Çünkü şu an Ji Hye değil, Junsu’ydu. “O zaman şöyle yapalım. Ben sana Ji Sun’ın adresini vereyim, sen oraya git. Sonra ben seni arayınca buluşalım çünkü biraz işim var”
“Aaahh, demek öyle… Özür dilerim…”
“Aish! Hemen de bozuk çalma. Hem çok işim olsaydı sana vakit ayırmazdım”
“Ya! Çok pissin!” dedi gülerek. Sonra ekledi “Ah! Neden aradığımı unutmuşum”
Ji Hye güldü ve “Eski günlerdeki gibi”
“Evet…”
“Ee neymiş asıl söyleyeceğin?”
“Bil bakalım bugün ne günü?”
“Ne günü?”
“Vefasız arkadaş seni! Bugün doğum günüm var!”
“İnanmıyorum” diye yerinden kalktı Ji Hye. “Üzgünüümmm”
“Ancak partiye gelerek kendini affettirebilirsin bebeğim! Sen bu özel günün V.I.P misafirisin. Güzel giyin haa. Pembelerini özlediiim~~”
“Ben de…”
“Ne?! Pembeleri mi bıraktın yoksaaa!!”
“Ah, alakası yok! Ben de seni özledim anlamında Big Grin
“İyi o zaman, seni bekleyeceğim Ji Sun’ın yanında.”
“Adresi veriyim”

Telefonu kapattığında kara kara düşünüyordu. Ya o partiye gittiğinde, biri onu kız haliyle görürse! Partiye gitmezse Julie çok darılır…
Bu düşünceleriyle birlikte bir o tarafa, bir bu tarafa dönüp duruyordu. Ne yapacaktı? Partiye Jae Wook’ta gelirdi kesin. Hemen ‘Oppam’ yazısına dokundu. Meşgul çalıyordu.
“Ahhh n’apıcam ben?!”
Hyun Jo’yu arasa onu oraya davet etmeyebilirlerdi… Birden o isim ‘dınk’ etti. Min Woo…
Ah, hayır yapamazdı! Ona bir kez daha rezil olmak istemiyordu! Ji Sun’ı arasa şimdi yanında Julie vardır. Bir daha Jae Wook’u aradı. Yine cevap yok…
Çaresiz, giyinip odadan çıktı. Başı önünde yürümeye başladı. Min Woo elleri cebinde yürürken sordu “Sorun ne?”
Ji Hye onu bu soruyla fark edince irkildi. “Ah, sorun yok. Ben iyiyim”
Min Woo “Hadi ama, endişeli görünüyorsun”
Ji Hye tam itiraz edecekken telefonu çaldı. “Üzgünüm, bir dk”
“Alo”
“Ji Hye-ah, nerelerdesin? Hiç aramıyorsun”
“Hyun Jo… özür dilerim. Dün…dün…” Min Woo’ya baktı ve sonra “Dün kardeşimleydim. Biliyorusn, onunlayken pek kimseyi aramam” dedi.
“Ah, iyi o zaman. Ya, neden bu akşam her zamanki gibi film saati yapmıyoruz. Sinema da harika bir film var.”
“Üzgünüm, Hyun Jo. Bu akşam doluyum”
“Ji Sun’ı da çağır. Beraber olalım”
“Hayır, Julie dönmüş. Onunla olacağım”
“Julie mi? Ah… iptal edemez misin?”
Julie ve Hyun Jo arasında uzun süredir bir küslük vardı. Julie’nin bu deli dolu oluşu, ciddiyetini engelliyordu. Hyun Jo’yla çıktıkları zaman, Julie’nin sadece oyun oynadığı ortaya çıktı. O zamandan beri küstüler.
“Özür dilerim ama bu sizin aranızdaki mesele. Benim hala arkadaşım ve doğum gününde yanında olmalıyım!” sonra “Hi” diyerek ağzını kapattı. Nasıl söylemişti bir anda. Bu aralarını daha çok bozacaktı.
“Doğum günü demek… haklısın aslında Ji Hye. Ama sen şu an onun arkadaşı Ji Hye değil, Junsu’sun”
“Birkaç saatliğine Ji Hye olabilirim”
Min Woo şaşkınca Ji Hye’yi dinliyordu. Ji Hye kendisini dinlediğini fark edince kaşlarını çatıp Min Woo’ya ‘sen gitsene’ işareti yaptı.
Min Woo da ‘banane’ anlamında omzunu silkti.
“Emin misin Ji Hye, ya biri görürse”
“Kim görecek, Julie’nin tanıdığı mı var sanki bizim okuldan”
“Vardır belki”
“Cık, sanmam. Hepsi erkek onların”
Hyun Jo küçümcercesine güldü ve “Julie’nin sandığından çok erkek arkadaşı var”
“Ah, yapma böyle Hyun Jo!” o sırada hala Min Woo’yla didişiyordu.
“Neyse ben seni sonra ararım, şimdi gitmeliyim. Seni anlıyorum ama sen de beni anla n’olur”
“Peki, görüşürüz”
Ji Hye telefonu kapatınca “Ya! Neden başkalarının konuşmasını dinliyorsun?”
“Sadece seni bekliyorum”
“Beklemek zorunda değilsin. Sorun olmadığını söyledim. Tüm işin benle mi!?”
“Kolyen hala bende biliyorsun değil mi?” dedi ağzında ki lolipopu diliyle diğer tarafa iterek.
“Aish” dedi ve hızla yürümeye başladı Ji Hye. Çarptığı adamdan özür diledi. “Özür dilerim, görmedim”
Adam “Ben anlamam kardeşim, önüne bak o zaman!”
Min Woo arkasından geldi ve “Bir sorun mu vardı”
Adam hemen “Ah, yok. Üzgünüm kötü günümdeyim”
“Ben de anlamam kardeşim kötü gün mötü gün.”
Adam “özür dilerim ikinizden de” dedi ve koşarak ayrıldı.
Ji Hye “Buralarda kaba dayı olarak mı tanınıyorsun?” diye güldü.
“Kaba dayı da neymiş, sadece iyi dövüşürüm o kadar. Okulda birkaç kişiyi dövmüşlüğüm vardır” dedi övünerek.
Ji Hye’yse tüm bunlarla dalga geçercesine gülüyordu. Sonra “Neyse işlerim var benim, gidiyorum” dedi ve hızla ayrıldı. Elbise almayalı çok olmuştu. Hemen uzun elbiselerin satıldığı kaliteli bir mağazaya girdi. Pembeler hemen gözüne çarpıyordu. Tüm beğendiklerini topladı ve tek tek denedi.
Aynaya bakarken “Ah, özlemişim” diye mırıldandı. Böyle kıyafetleri deneyip deneyip almak onun için en büyük zevkti, eskiden. Bir an annesiyle yaptıkları da aklına gelince yüzündeki gülümseme silindi. Göz yaşları akmasın diye başka yerlere bakarken gözüne bir elbise çarptı. Hemen koşup yanına gitti. “Woaaah” diye eteğinin üzerinde gezdirdi elini. Pembe uzun bir elbiseydi. Beli dar kesim ve eteği de gittikçe kabaran türdendi. Eteğinin astarının üzerinde pembe bir kumaş vardı ve onun üstünde de renksiz bir tül vardı. Tül, altında ki pembe kumaşın rengini almıştı. Üst kısmı da biraz daha açık pembeydi. Alta doğru inen beyaz çizgileri vardı. Ve belinde kemer gibi, sıra sıra dizilmiş elmasa benzeyen boncuklar elbiseyi süslüyordu.
Ji Hye etkilenmişti. O sırada arkadan bir ses geldi. “Yardımcı olabilir miyim?”
Orada çalışanlardan genç bir kızdı. Gülümsemesiyle yanağında ki gamze ortaya çıkmış, bu da onu ayrı bir tatlı yapmıştı.
Ji Hye “Ah, fiyatını öğrenebilir miyim?”
Kız biraz düşündü ve “Emin değilim, kasiyere sorsam iyi olacak” dedi gülümseyerek. Kız kasiyerin yanına gidince, Ji Hye gelinliğin askısına yetişmek için zıplamaya başladı. Boyu yetmiyordu.
Onu izleyen Min Woo’ysa gülüyordu. Uzandı ve onun için gelinlik tarzı elbiseyi alıp Ji Hye’ye uzattı.
Ji Hye “Oh? Senin burada ne işin var?!”
“Bunu mu alacaksın?”
“Beni mi takip ettin yoksa?!”
“Peh, işim gücüm yok seni takip edeceğim! Çok beklersin Tongue
“Ne işin var o zaman burada?”
“Kıyafet bakıyorum.”
“Niçin?”
“Bir doğum günü partisine davetliyim”
“Julie’yi tanıyor musun?”
“Ben de Amerika’da yaşadım. Okuldan tanıyorum”
“İnanmıyorum, gerçekten mi?”
“Aish, yalan söyleyecek halim yok”
“Iyh, iyi be” dedi ve elindeki elbiseyi denemeye gitti.
Kabinden çıktığında Min Woo gülmeye başladı.
Ji Hye “Ne gülüyosun?”
“Kkk, çok çirkinsin” dedi ve kahkahalara devam etti. Sonra kasada bir şeyler yapıp Ji Hye’nin kolundan çekti. Birlikte bir kuaföre gittiler. Ji Hye arkasına dönmeye direnirken Min Woo onu koltuğun birine oturttu ve “Ek saç istiyoruz, bir de” elinde ki kıyafeti göstererek “Buna uygun bir makyaj”
Kuaför “Peki” dedi.
Ji Hye kuaför gelmeden “Elbisenin parası n’olacak?!”
“Ödendi”
“Niye ödüyorsun ki!? Ben fakir miyim!”
“Bir yardımseverin yardımı işte, sus artık”
“Yardımsever mi, yalancı! Beni küçümsüyorsun değil mi?! Ama senden çok param olduğuna yemin edebilirim”
O sırada kuaför geldi ve “Düz durabilir misiniz?” dedi.
Ji Hye hala konuşuyordu.
Min Woo’nun işaretiyle de “Konuşmasanız, sorun olur mu? Saçınızı sabit durmuyor da…”
Ji Hye sinirlenip derin bir nefes aldı ve “Peki” deyip aynadan arkadan gülerek kendisine bakan Min Woo’ya sinirli bakışlar attı.
Saçını ek saçlarla topuz yaptılar. Yüzüne de hafif bir makyaj yaptılar. Ji Hye gözünü açıp aynaya baktığında yine gözleri dolmuştu. Özlemişti kız olmayı… Şu an oldukça zarif hissediyordu. Tırnaklarına da alt tarafına parlatıcı, beyaz kısmına da pembe bir şerit gibi oje sürdüler.
Min Woo parayı öderken “Burada giyinebileceği bir yer var mı?”
Kadın giyinebileceği odaya kadar eşlik etti. Min Woo kapının önünde beklerken Ji Hye üzerine elbiseyi giydi. Ji Hye kapıyı tıklatınca Min Woo kapının önünden çekildi ve Ji Hye de dışarı çıktı. Min Woo Ji Hye’nin eline elbisenin üst tarafında ki çizgilerle aynı renkte zarf gibi bir cüzdan verdi ve aynı renkte uzun topuklu ayakkabıları giymesine yardımcı olup karşısında ayağa kalktığında onun bu halini sevmişti. “Gerçekten kıza benzedin” dedi gülümseyerek. Elbisesinin ön tarafından Ji Hye’nin ayakkabıları görünebiliyordu. Arka tarafı daha uzundu ve yerde sürünüyordu.
Min Woo “Eski günlerde ki gibi…” gözlerini kaçırarak “Güzelsin” dedi.
Ji Hye utanarak alt dudağını ısırdı. Sonra içeri tekrar girip eski çantasından çıkardığı etekle tişörtü giydi. Ayağında ki ayakkabıları çıkarmak istemiyordu. Özlemişti topuklu giymeyi de.. cüzdanını da çantasına attı ve poşetine koyduğu elbise poşetle alıp oradan çıktı.
Min Woo “Eteği nereden buldun?”
“Ah, çantamda vardı”
“Ayh, artık erkek değil misin? Ya biri görseydi!”
“Aish, o kadarını da biliyoruz. Bugünkü buluşma için. Julie’yle buluşmak için almıştım”
“Şimdi Julie’yle mi buluşacaksın?”
“Evet, neden?”
“Beraber gezeriz diye düşünmüştüm… neyse seni bırakayım o zaman”
“Gerek yok kendim giderim”
“Aish, yolumun üzerinde işte!” dedi ve arabasının kapısını açıp “Bin”
Ji Hye nazlana nazlana bindi. Binince ister istemez yüzünde bir gülümseme oluşmuştu.
Min Woo da onu gülümsedi ve arabayı sürdü. Ji Sun’ın kaldığı yerin önüne geldiklerinde Ji Hye “Ben gideyim o zaman..” Min Woo el salladı. Sonra Ji Hye inmeden arkasını döndü ve “Min Woo sshi”
“Hm?”
“Ah, bir şey yok. Dikkatli git”
Ji Hye Min Woo’nun giden arabasının arkasından baktı. Sonra üzülerek yukarı çıktı. Gülümseyerek Ji Sun’ın kapısını çaldı.
Kapı açılır açılmaz Julie’nin üzerine atladığını hissetti. İkisi de sevinç çığlıkları atarak içeri girdiler.
Julie “Seni çok özlemişim”
“Ben de” dedi Ji Hye gülümseyerek. Ji Sun “Ya, birbirinizi görünce beni unuttunuz hemen” diye kollarını bağladı.
Ji Hye gülerek Ji Sun’ın başını okşadı. Julie “Kafeye gidelim dememiş miydin?”
“Evet, hazırlan da çıkalım”
Julie “Tamam, bekle.”
“Ben böyle çıkarım, Ji Sun sen?”
“Benimle gelsene abla, seçelim”
Julie “Bu arada Ji Hye, Amerika’ya dönene kadar burada kalacağım!!”
Ji Hye gülümseyerek “Öyle mi? Ah, çok iyi oldu bu Julie. Ji Sun yalnız kalıyor diye çok üzülüyordum”
“Ben de görünce çok üzüldüm. Ji Sun’ı da çok sevdiğim için abimi ikna edip buraya geçtim. Zaten annemle kalsam babam rahat vermezdi” diye fısıldadı.
Ji Hye “Aranıza soğukluk girmedi değil mi?”
Julie derin bir nefes aldı ve “Aman, neyse ne! Ben hemeeen güzel bir kıyafet seçip geliyorum. Odanda kalacaktım ama Ji Sun ablasının odasını vermeye kıyamadı” diye gıcık olmuş bakışı attı.
Ji Hye gülerek “İyi yapmış” dedi.
Julie “Demek öyle hanımefendiii.”
Ji Hye güldü ve “Neyse, zaten iki saatte giyiniyorsun bir de konuşarak vakit harcama hadi git”
Julie dudak bükerek “Pekii”
Ji Hye ve Ji Sun, Ji Sun’ın odasına gittiklerinde Ji Sun kendine kıyafet beğenmeye çalıştı.
Ji Hye “Julie’nin burada kalması iyi oldu Ji Sun.”
“Bence de. Ahh çok heyecanlıyım. Aynı okula gideceğiz veee her yeri gezdireceğim ona. Çok zevkli olacaak. Keşke sen de olsan…”
“Maalesef”
Sonra Ji Hye’nin yanına oturdu ve “Hemen kız rolünü almışsın, ya biri görürse?”
“Ah… zaten Min Woo anladı”
“Daha fazla anlamasa çocuğa salak teşisi koyacaktım” dedi ve gülerek kıyafetlere bakmaya devam etti.
Ji Hye “Ya, öyle deme.”
“Ee nasıl anladı?”
“Eh.. çok dikkatsizdim. Bana kızdı” diye dudak büktü.
“Haklı, yine içtin değil mi?”
Ji Hye gözlerini kaçırdı.
“Annemi kaybettiğimizden beri içip duruyorsun. Iyk, alkolik seni! Min Woo’Nun yanında içtiğini söyleme”
“Kendimi tutamadım. Hem çok ısrar etti ben de…”
“Ayh! Abla seninle ne yapacağım ben?!”
“Ah.. bilmiyorum” diye saçlarını karıştırdı Ji Hye. “Ama ilginç bir şey var Ji Sun… o bana her yaklaştığında kalbim yerinden çıkacak gibi atıyor”
“Aşık mısın!?”
“Ama olamam… ben erkeğim hala”
“Bugünlük kızsın. Bugün son kez onu sev ve bitsin. Yoksa bu rol sürmez. Diğerleri de anlar”
“Haklısın… Bugün kendime izin vermeli miyim o zaman”
“Evet, bence ver”
Sonra giyinip odadan çıktılar. Ji Hye hala huzursuz hissediyordu. Sevdiğin birini sevememek.. Nasıl bir şey bu? Güzel değildi… kalbine düşen huzursuzluğu kimse tatmak istemezdi.
Julie de sonunda odadan çıkınca birlikte şeker bir kafeye gittiler. Uzun zamandan sonra sohbet ettiler ve Julie “Artık gidip hazırlanmalıyım” deyip partiye bir saat kala oradan çıktı. Ji Sun da ablasına veda edip ayrıldı. Ji Hye hesabı ödedikten sonra çalan telefonuna cevap verdi.
“Ji Hye sshi?”
Min Woo’nun sesiydi. Ji Hye’nin kalbi hızla atmaya başlamıştı.
“E-Evet?”
“Neredesin?”
“Kafeden çıkıyorum”
“Julie gitti mi?”
“Ji Sun da gitti. Ben de üstümü giyineceğim”
“Giyindikten sonra beni ara”
“Neden?”
“Ara işte”
“Aish, tamam”

Ji Hye hazırlandıktan sonra cüzdanını eline aldı ve ayakkabılarını giydi. Derin bir nefes alıp evden çıktı. O sırada kendini bekleyen Min Woo’yu gördü. Siyah takımı içinde çok karizmatikti.
Min Woo elini uzatarak “Bugün prensiniz olabilir miyim?” dedi gülümseyerek.

*7.Bölümün Sonu*
Yazar: Edakorea


@Akasyatrlk @TaeYeon~ @''feyza_hye'' @Aysegulutas @GlamDHsym @Koreagizem123 @LoveFany @Park-RaBin @Shawol.Yhesim @s_minhyuk @xXBİRCANXx @_WooYoung_ @betul.dm @BlgYsng @EmilyRegen @Faik
@---[KSH]--- @JungJera @KyuHyun..GD @MervenurYavuz @ParkJeSub @SubJePark @♫♪Daewons♫♪ @BJmaat @Callodi @flowergirl @Koreaduygu123 @Larva @MinHera~ @Nabi @sarangsoo @_kipayom_
@hunhan4D @Lesyahyun
@Berinioo @MaknaeLeyla
clock09-13-2014, 04:02 PM
Yorum: #70
Şu min woo 'da az şey değil haaa Big Grin sasdasdasdadsa !!! Bana çekmiş kereta kızları kandırmayı iyi biliyor... Gerçi ben kandırmayı sevmem ama ağzı iyi laf yapıyor babında diyorum Big Grin Ha haa haaa haa Big Grin Ji hye nin erkek kılığında olması hikayeye tat katıyor gerçeği bir yana doyasıya aşık olamaması çok kötü Sad Yeni bölümü bekliyorum görüşmek üzere Eda shiii Angel








Yararlı linkler: KT Kuralları, Kore, Kore Dizileri, izle

Deneme bonusu - bahisnow - casinoslot - deneme bonusu - deneme bonusu veren siteler
melbet - dinamobet - süpertotobet - betsmove - casino siteleri - hansenmedical.com
casinoproffen.com - favorislot - https://www.phillwebb.net - aseansec.org


Site içerik sağlayıcı: Koreanturk.com (Official)