Görüntüleme Tercihi Konu Görünümü | Tam Görünüm
~~ My Love ~~


clock08-23-2014, 09:26 PM
Yorum: #41
Yeni bölüm isteriz Cool Eline sağlık İdom Heart
clock08-23-2014, 09:45 PM
Yorum: #42
Teşekkür ederim Bito'm Heart
clock08-24-2014, 12:51 AM
Yorum: #43
2. bölüm ve 3. bölüm ikisinin yorumunu birden yazıyorum Big Grin Açıkcası gayet güzel olmuş.. Bir an hikayeni okurken k pop ultimate dizisi geldi aklıma aynı oradaki gibi olmuş bazı yerleri fakat senin kurgun oradakinden farklı Big Grin... Annesinin katili babası olmayabilirde yani direk polise şikayet etmesi yanlıştı ...Babası katil olsa bile polise şikayet etmeden evvel araştırması daha mantıklı olurdu ama olan oldu artık yeni bölüme kaldı işimiz Big Grin Görüşmek üzere Big Grin
clock08-24-2014, 06:24 PM
Yorum: #44
Teşekkür ederim abi. Ama o zamana kadar araştırmış zaten sadece ayrıntıya girmedim yinede haklısın tekrar teşekkür ederim yorumun için Smile) @sarangsoo
clock09-01-2014, 04:02 PM
Yorum: #45
[Resim: BiRJmYc.png?1?6855]
*4. Bölüm*
*2 Yıl Önce*
Ji Hye karakola gitmek üzere otobüse binmişti. Biri Ji Hye’nin koltuğunun yanına gelip “Oturabilir miyim” dedi.
Ji Hye bunu duyunca başını o tarafa çevirip “Ah, tabii” dedi.
Adam poşetini yukarı koyduktan sonra yanına yavaşça oturdu. Ji Hye tekrardan telefonuna bakmaya devam etti.
Adam Ji Hye’nin önünde ki kitap poşetini görünce “Öğrencisiniz sanırım?”
“Evet” dedi başını kaldırmadan.
“Ben de öyleyim. Okulda karşılaşmışızdır belki de.”
Ji Hye, kendiyle konuşmak için konu açmaya çalışan adamın yüzüne baktı ve “Belki de” dedi. O sırada göz göze geldiler. Ji Hye hemen kafasını önüne çevirdi ve “Sizi daha önce gördüğümü sanmıyorum”
Adam da önüne dönüp güldü. “Adım Min Woo, ya sizin ki?”
Ji Hye gülümseyerek elini uzattı ve “Ji Hye.”
Min Woo kendine uzatılan eli nazikçe tuttu ve “Memnun oldum”
“Ben de” dedikten sonra elini çekip camdan dışarı bakmaya başladı.
Min Woo elinde ki zinciri yere düşürdü ve onu almak için eğildiğinde Ji Hye’nin bileğindeki izi gördü.
Hızla yerine dönüp “Bileğinizde ki yara…”
“Ah, o mu? Bir araba kazasından oldu. Neden sordunuz?”
“Araba ne renkti?” dedi tüm dikkatini Ji Hye’ye vererek.
“Oh, kazanın üzerinden bir yıl geçti ve o hafızayla nasıl hatırlayabilirim ki?”
“Bir yıl önce mi dediniz? Kız kardeşiniz vardı demi?”
“E-evet. Nereden bildiniz?”
“Sanırım o kazanın sorumlusu benim.”
Ji Hye heyecanla Min Woo’ya dönerek “Sahi mi?”
“Sanırım. Çarptığım kişinin bileğinde iz kalacağını söylemişlerdi.”
“Peki kar tanesi şeklinde bi kolyesi var mıydı?”
“Evet düşürmüştü. Ben de ona verecektim ama bir daha karşılaşmadık”
“Sizdiniz. Kolye hala duruyor mu?”
“Evet, evde olmalı.”
“Yarın buluşabilir miyiz? Bana kolyemi getiremez misiniz?”
“Getiririm tabii. Kaçta ve nerede?”

Ertesi gün kararlaştırdıkları yere gitti Jİ Hye. Bankta oturuyordu. O sırada elinde iki bardak kahveyle Min Woo geldi.
Tekini Ji Hye’ye uzatırken “Erkencisiniz” dedi.
Ji Hye kahveden bir yudum aldı ve “Sanırım öyle oldu.”
“Kolye sizin için çok değerli olmalı”
“Doğru bildiniz. En sevdiğim kişiden kalan tek hatıradır o kolye.”
“Sıradan görünen bir para gibi. Aslında para yaksan yakılır bir kağıt parçası. Ama değerini bilen için altın parçası gibi. Kolyen de böyle olmalı.”
Ji Hye gülümsedi ve “Sanırım”
“Böyle güzel gülen birinin bu kadar az gülümsemesi üzücü.”
Ji Hye şaşkınca Min Woo’ya baktı.
Min Woo hemen “Ah, yanlış anlamayın sakın. Başka bir şey söylemek istemiştim”
Min Woo açıklama yapmaya çalışırken Ji Hye Min Woo’nun gözlerinde kaybolmuştu. Sözleri onu öylesine etkilemişti ki adeta donup kalmıştı.
Min Woo bu sırada devam ediyordu “Her insanın böyle güzel gülümsemesi olmaz hani. Varken değerlendirmek lazım diye düşündüm. Siz az gülümsüyorsunuz. Sevenlerinizi bu güzellikten mahrum bırakmamalısınız. Gülümsemenizi görmek için yaşayan birisi olduğunda böyle yaparsanız hiç hoş olmaz. Ayrıca kalbinizin sahibi olan kişi de tüm gün bu gülümsemeden enerji alacaktır. Sadece sevenlerinizi düşündüm. Beni ilgilendirmez tabii. Bazen saçmalıyorum işte. Affedin. Neyse kolye neredeydi?” diye üzerini aramaya başladı.
Ji Hye’nin Min Woo’yu izleyen gözleri dolmuştu. Neden bilmiyordu ama bu sözler onun kalbine işlemişti.
Min Woo ona dönünce önüne döndü. “Bu kolye, değil mi?”
Ji Hye gözünü silip kolyeye baktı ve başını salladı. Kolyeyi eline aldı ve “Çok şükür” dedi.
Min Woo “Sizi bulmama sevindim. Bu kolye sahibine ulaşmasaydı iyi hissetmezdim”
Ji Hye gülümseyerek dolu gözleriyle Min Woo’ya baktı “Çok teşekkür ederim. Sizi bana Allah göndermiş olmalı”
Min Woo da gülümsedi. “Korelisiniz değil mi?”
“Evet. Siz de öyle olmalısınız”
“Kore’ye dönecek misiniz?”
“Belki bir yıl, belki beş yıl belki de on yıl sonra..”
“Ne zaman olursa olsun döndüğünüzde burayı ziyaret edin” dedi ve elinde ki kartı Ji Hye’ye uzattı.
Ji Hye karta bakarken “Et restoranınız mı var?”
“Evet” dedi gülümseyerek.
“Eti çok severim. Kore’nin geleneksel yemeklerini de çok özledim. Döner dönmez geleceğim”
Min Woo “Çok sevinirim. Ben de iki gün sonra dönüyorum”
“Gerçekten mi?”
“Çok şükür ki.”
“Özlemiş olmalısınız.”
“Yeni tanışmıştık ama… Neyse ki ikimizde Kore’ye döneceğiz. Umarım karşılaşırız”
“Umarım”
“B sınıfındaydınız demi?”
“Evet”
“O zaman yarın görüşürüz” dedi ve ayağa kalktı.
Ji Hye Min Woo’nun arkasından el salladı.

*1 Hafta Önce*
Ji Hye ve Ji Sun uçaktan yeni inmişlerdi. Ji Sun “Woaaah!! Kore’deyiz.!” Diye zıplamaya başladı.
Ji Hye de gülümseyerek “Gerçekten de…” dedi. Ji Sun Ji Hye’nin boynuna atladı. “Bir adım daha attık abla”
“Evet… Bu küçük görünen bir adımla çok büyük işler başaracağız”
Ji Sun kendini geri çekti ve Ji Hye karşılarındaki koca levhada yazan numaralardan birini çevirdi.
“Alo. Havaalanına bir taksi istiyoruz”
“Peki efendim”
Ji Hye telefonu kapatırken Ji Sun “Hyun Jo oppa nerede?”
“Şimdilik kalacak yer baktığını söylemişti.”
“Bizim için mi?”
“Evet” dedi gülümseyerek. Sonra tekerlekli valizlerini sürükleyerek kapının önündeki taksiye bindiler. Ji Hye’nin üzerinde beyaz kazağı ve onun üzerinde de pembe şortundan biraz uzun bir pembe yeleğimsi uzun kollu hırkası vardı. Altında çiçek desenli kremrengi şortu vardı. Beyaz kazağını şortunun içine sokmuştu. Kafasında kahverengi şapkası vardı. Altından uzun düz saçları görünüyordu. Kolunda beyaz bir saati ve açık kahverengi bir çantası vardı. Ayaklarında ise beyaz gizli topuklu ayakkabıları vardı. Ji Sun’ın üzerindeyse turkuaz bir kazak ve kremrengi eteği vardı. Ayakkabıları da turkuaz topuklulardı. Elinde kahverengi çantası vardı ve saçlarını at kuyruğu yapmıştı.
Şoför “Nereye gidiyoruz?”
Ji Sun da bunu merak eder gözlerle Ji Hye’ye baktı.
Ji Hye elindeki kartı şoföre uzattı ve “Buraya bırakabilmeniz mümkün mü?”
“Ah, tabii.”
Dedi ve kartı geri Ji Hye’ye verdi.
Ji Sun “Abla o ne?”
“Bir arkadaş önerisi” dedi gülümseyerek ve Ji Sun’ın başını okşadı.
Vardıklarında Ji Hye parasını şoföre uzattı ve teşekkür ederek restorana girdiler. Ji Hye’nin gözleri Min Woo’yu arıyordu. Onu tanıyabilecek miydi merak ediyordu.
Ve o sırada biri hızla yanlarına geldi “Ji Hye sshi”
“Oh, Min Woo sshi?”
“Evet benim. Bu tatlı kız da kim?”
“Kardeşim Ji Sun.”
Ji Sun elini uzattı ve “Memnun oldum”
Min Woo kendine uzatılan eli tuttu ve “Ben de”
Sonra parmağıyla masayı gösterdi. Ji Sun ve Ji Hye masaya oturdu.
Min Woo mutfağa gidip “Özel misafirlerim geldi. Lütfen güzel bir et sofrası hazırlayın. Parasını ben öderim” dedi gülümseyerek.
Ji Sun ve Ji Hye yemeklerini yiyor, Min Woo da onları izliyordu.
Min Woo “Yolculuk nasıldı?”
Ji Hye “Gayet iyiydi”
“Ji Sun’la birlikte olduğun için öyle olmuş olmalı” dedi gülümseyerek.
Ji Hye de gülümsedi.
Min Woo “Eee, nerede kalacaksınız?”
“Şu an belli değil”
“Size bir otel önerebilirim. Amcam oranın müdürü.”
Ji Sun “Gerçekten mi?”
Min Woo “Tabii. Durun size kartını vereyim” dedi ve ceplerini karıştırmaya başladı.
Ji Hye Ji Sun’a döndü ve “Hyun Jo nolacak?”
Ji Sun “Ah, doğru.”
Ji Hye “Arayıp haber versem iyi olur. Min Woo’nun önerisi bizim için daha yararlı olacaktır”
Ji Sun onu destekler biçimde kafasını salladı.
Min Woo kartı uzattı ve “İşte burası.”
Ji Hye kartı alırken “Çok teşekkür ederim Min Woo sshi”
“Ne demek. Bundan daha iyi otel bulamazsınız. Amcam her müşteriye özenle bakar.”
Ji Sun “Ara hadi” dedi.
Ji Hye telefonu kulağına tutarken bir yandan da masadan uzaklaşıyordu.
“Hyun Jo”
“Ji Hye size—“
“İyi bir haberim var! Otel bulduk. Sen de oraya gelirsin. Neyse şimdi kapatmalıyım”
Hyun Jo yüzüne kapatılan telefonla birlikte yıkılmıştı. Ji Hye için her yeri aramıştı. En sonunda bulmuştu ve bütün bu uğraşların sonunda aldığı bu haberle resmen yıkılmıştı.

Ji Hye dükkandan çıkarken Min Woo’ya bol bol teşekkür etti ve otele gitmek için arabaya bindiler.
*Bugün*
Yarışma sonuçları açıklandıktan sonra, Min Woo da gülümseyerek elini uzattı “Tebrik ederim, beni geçebilen tek kişisin”
Ji Hye bu gülümsemeyi tanıyordu. “Sen…”
Min Woo şaşkın gözlerle Ji Hye’ye bakıyordu. Ji Hye elini başına koydu hayır, şu an erkekti. Onu tanıyamazdı. Ya Min Woo onu tanırsa?!
Böyle düşündükten sonra teşekkür ederek oradan ayrıldı.
Hyun Jo “Bir sorun mu var Ji Hye?”
“Ah! Şansın da böylesi”
“Noldu ki? Birinci oldun ya”
“Bir şey yok. Eve dönsem iyi olacak” dedi ve arkasına bakmadan kaçtı.
Hyun Jo ne olduğunu anlamamıştı.

Sabah olduğunda Ji Hye dün olanları unutmuştu bile. Okul kıyafetlerini giyindi ve saçını gerçekten kestirdi. Saçının önünü düzeltirken Ji Sun da kendi çantasını hazırlıyordu. Sonra çantasını sırtına taktı ve “Kolay gelsin” diyerek yanağına bir öpücük kondurup evden çıktı.
Ji Hye de çantasını hazırladı ve üzerine kapşonunu çekip cebine de telefonunu koydu.
Telefonunu geri çıkardı. Pembe kılıfının yerine mavisini takıp tekrar koydu cebine.
Sonra aynada kendine ‘Fighting’ yaptıktan sonra evden ayrıldı.
Derin bir nefes alıp kendini bekleyen Hyun Jo’nun yanına oturdu. Hyun Jo “Günaydın Jun Su bey”
Ji Hye gülerek “Size de günaydın”

Okula vardıklarında herkes içerideydi. Ji Hye’yle Hyun Jo ilk günden geç kalmanın endişesiyle okula koştular. Sınıflarına kapıyı tıklayıp girdiklerinde tüm gözler ikilinin üzerindeydi.
Ji Hye eğilip öğretmenden özür diledi. Hyun Jo da aynı şekilde. Öğretmen “Rastgele bir yere oturun”
İlk gördüğü boş yere oturdu. Hyun Jo da onun arkasına. Öğretmen okul hakkında birkaç açıklama yaptı ve yeni öğrencilere “Hoşgeldiniz” deyip kendini tanıttı. Sonra sınıftan çıktı. İlk dersleri müzikti.
Müzik öğretmenleri içeri girdi. O da önceki öğretmenle aynı şeyleri söyledikten sonra dersine geçti. “Notaları hepiniz tanıyorsunuz. Seslerini çıkarmanızı istiyorum şimdi sizden” dedi ve ‘La’ notasını gösterip sınıftan birini seçti.
“Re” notası Ji Hye’ye denk geldi. “Jun Su, ‘Re’ notası”

İlk günlerini böyle tamamladılar. Ji Hye tam okuldan çıkarken bir öğretmeni geldi ve “Jun Su sensin değil mi?”
“Evet, benim”
Elindeki kağıda bakarak “Yurdumuzu gelirken görmüş olmalısın büyük bir bina”
“Evet gördüm”
“Bundan sonra o yurtta kalabilirsin. Birinci olduğun için ücret istemiyoruz. Oda numaran: 48”
“Hyun Jo adlı öğrenci hangi odada kalacak?”
“Sanırım…” gerisini bir şeyler mırıldamıştı ama Ji Hye duyamadan koşarak başka bir öğrencinin yanına gitti.
Ji Hye “Ah” diyerek saçını karıştırdı.
Eve döndüğünde Ji Sun onu bekliyordu.
“Geldim”
“Hoş geldin. On dakika geç kaldın!”
“Ah, üzgünüm.” Çantasını kenara bıraktıktan sonra “Kötü bir haberim var”
“Neymiş?” diye yerinden doğruldu Ji Sun
“Artık yurtta kalmalıyım”
“Ama abla!!! Ben yalnız mı yaşayacağım”
“Üzgünüm. Burası okula çok uzak ve öğretmen orada kalmamı istedi. Sen de o kadınla yaşamayacağına göre kendin yaşayabilirsin. Kocaman oldun”
“Ama abla…”
“Yapabilirsin Ji Sun.” Dedi ve Ji Sun’ın omzunu sıvazladıktan sonra valizini hazırladı.
Ji Sun “O zaman kıyafetlerin bana kaldı” dedi dil çıkartarak.
Ji Hye “Hemen de değerlendir.” Diyerek omzuna yumruk attı.
Ji Sun güldü ve “Neyse üzülmeye gerek yokmuş o zaman. Ne de olsa bana karışan biri olmayacak. Keyfime bakayım!”
Ji Hye “Aish! Bu kadar sevineceğini bilseydim baştan giderdim”
Ji Sun ablasına sarıldı ve “Sık sık gel olur mu?”
“Tabii ki!” dedikten sonra valizinin fermuarını kapattı. Ji Sun’la vedalaştıktan sonra evden çıktı.
Böyle süslü bir kız için artık eser kalmayacaktı süsünden. Ayrıca onun bu pembe aşkı burada sona eriyordu. Düşündüğünde iyi bir hayat ve hayalleri için her şeyinden vazgeçmişti. Uzun saçlarından, pembe aşkından, kıyafetlerinden, topuklu ayakkabılarından, kız olmaktan…
Gerçekten zor bir durumdu onun için. Hayalleri için değecek miydi?
Peki başarabilecek miydi? Hepsi cevapsız sorulardı. Bilmiyordu. Sadece bir yolda ilerliyordu. Emin olmayan adımlarla…
Otobüse binip yurda gitti. Odasının kapısını çaldı. Derin bir nefes alıp içeri girdi. Kimse yoktu.
Bu onun için iyi bir haberdi. Rahat rahat yaşayabilirdi. Eşyalarını dolabına yerleştirdi. Odayı iyi bir inceledikten sonra banyosunu yapıp yatağa girdi.
Yaşadıklarını düşündü. Belki de bu hayatının dönüm noktası olacaktı. Kim bilir belki de bundan sonra her şeyi bırakacaktı…

Gözlerini alarmın ‘gıcık’ sesiyle açtı. Alarmını kapattıktan sonra kıyafetlerini giydi ve yine sırt çantasını taktı. O sırada çalan telefonunu cevapladı.
“Alo”
“Ji Hye! Neredesin?! Bir haftadır bekliyorum, hani eve dönecektin! Yalancı seni!! Babanı çağıracağım bu gidişle! Okula başladın mı?! Ama yoook sen de ne arar! İlla ben bulacağım. Okula da ben götüreyim mi?! Sonunda babanda ne pis olduğunu görecek! Neredesin şimdi!?”
“Bana bağırmayı kes! Okulun yurdunda kalıyorum. Okulum da yakın. Gayet iyi okuyorum. Ji Sun da aynı! Şimdi bizi rahat bırakta pis işlerinle uğraş!”
“Pis işler? Hala işin ciddiyetini anlayamadın sanırım. Ama unutma bir gün sen de bu ‘pis işler’in ortağı olacaksın! Ayrıca tüm bu sözlerini babana ileteceğim ufaklık! Sen artık çok oldun!”
Ji Hye dolan gözlerini sildi ve telefonu kapattı. Hayatı ona zindan eden bu kadınla babası olacak o adamdı. Ji Hye bu dünyada gerçekten yalnızdı. Bir tek kardeşi vardı. Kimseye güvenemiyordu. Belki bir de abisi vardı.
Bu düşüncelerle birlikte odasından çıkıp servise bindi. Okulu çok hoş bir yerdi. Yemyeşildi etrafı. Bahçesinde masalar ve ekmek parası için çalışan şirin bir amca vardı.
Yaptığı yemekleri daha önce hiçbir yerde yememiş gibiydi. Doyulmaz bir tadı vardı.
Okul da çok güzel dizayn edilmişti. Etrafını inceleye inceleye merdivenleri çıktı. İlk dersleri yine müzikti. Bu kez sınıfta duran piyanoyu görünce Ji Hye çok sevindi. Hayatta kalabilmesinin sebebi piyanoydu.
Öğretmen piyano hakkında birkaç şey söyledi. “Piyano çalmayı bilen var mı?”
Bu soruya kapıdan koşarak girmiş olan kişi nefes nefese cevap verdi “Var!”
Ji Hye korkar gözlerle ona bakıyordu.

*4. Bölümün Sonu*
Yazar: Edakorea
"Yayınlayamadığım iki bölümü yarın ve sonraki gün yayınlayacağım. Devamını da normalde olması gerektiği gibi Pzt ve Perş. yayınlayacağım. Ayrıca bu bölüm biraz aceleye geldi devamı daha güzel olacak. Keyifli okumalar!^^"
@Akasyatrlk @TaeYeon~ @''feyza_hye'' @Aysegulutas @GlamDHsym @Koreagizem123 @LoveFany @Park-RaBin @Shawol.Yhesim @s_minhyuk @xXBİRCANXx @_WooYoung_ @betul.dm @BlgYsng @EmilyRegen @Faik
@---[KSH]--- @JungJera @KyuHyun..GD @MervenurYavuz @ParkJeSub @SubJePark @♫♪Daewons♫♪ @BJmaat @Callodi @flowergirl @Koreaduygu123 @Larva @MinHera~ @Nabi @sarangsoo @_kipayom_
@hunhan4D @Lesyahyun
clock09-01-2014, 05:44 PM
Yorum: #46
Müthişşsinn Eda'm Devammm
clock09-02-2014, 12:14 AM
Yorum: #47
Süper olmuş idoşum Heart Devamını merakla bekliyorum Big Grin
clock09-02-2014, 03:03 PM
Yorum: #48
Bende bu bölümde yeterince güzel olmuş Wink.. Senin hikayeni okurken dizi izliyor gibi oluyorum, bilmem neden ama öyle oluyorum işte diyelim Big Grin!!! Bu kız ne diye ürktüki bu hocadan anlamadım doğrusu, merak içinde kaldım kız hepsi senin yüzünden fdsfasdfasdafsdafds Smile Huh !!!! Yeni bölümünü biraz uzun yaz çünkü tam kendimi kaptırıp gidiyorken bölümün bitmesiyle tadı damağımda kalıyor. Yeni bölümde neler olacak hep birlikte göreceğiz diyorum ve hadi akalım kolay gelsin eda diyorum Big Grin!!!!
clock09-02-2014, 03:23 PM
Yorum: #49
Teşekkür ederim Şeyma'm @Hunhan4D

Sağ ol Bitoşum Heart Bugün yayınlayacağım yeni bölümü inşallah Big Grin @flowergirl

Belki de izliyor olduğumu hayal ederek yazdığım içindir Big Grin Sıkılırsınız diye kısa kesiyorum ama öyle istiyorsan öyle olsun abi Big Grin Ben de teşekkür ederim, bugün yazacağım diyorum Wink @Sarangsoo
clock09-02-2014, 11:58 PM
Yorum: #50
[Resim: 4EKyUr7.jpg?1?7408]
*5.Bölüm*
Öğretmen piyano hakkında birkaç şey söyledikten sonra “Piyano çalmayı bilen var mı?” diye sordu.
Bu soruyo kapıdan koşarak girmiş olan kişi nefes nefese cevap verdi “Var!”
Bir an tüm sınıf ona döndü. Min Woo’ydu gelen. Ji Hye kendisini tanımasından korkar gözlerle Min Woo’ya bakıyordu. Yutkundu.
Min Woo eğildi ve öğretmenden özür diledi. Öğretmen “Yerine geç lütfen.” Dedi.
Min Woo da ilk boş bulduğu yere yerleşti.
Öğretmen “Adın neydi?”
“Min Woo”
“Min Woo bize bir şarkı çalacak ve siz de bilmeye çalışacaksınız”
Min Woo sırasından kalkıp piyanonun başına geçti. Önce yavaş başladı ve gittikçe hızlandı. Son notaya baktıktan sonra sınıfa döndü.
Öğretmen “Evet, bilen var mı?”
Gözlüğünü yukarı itti ve şarkıların ismini söyledi biri.
Öğretmen doğru olduğunu söyledikten sonra “Başka piyano çalmayı bilen var mı?”
Hyun Jo arkasından Ji Hye’yi iteklese de onun çıkacak cesareti yoktu. Ya biri erkek olmadığını anlarsa? En iyisi bir köşede kimseye gözükmemekti.
Hyun Jo onu kaldıramayacağını anlayınca “Hocam” dedi.
Öğretmen “Buraya gel”
“Ah, hayır. Ben bilmiyorum ama öndeki arkadaşım çok iyi biliyor.”
Öğretmenle birlikte tüm sınıf bu kez Ji Hye’ye döndü. Ji Hye kendini göstererek “Ben mi?” diye mırıldandı.
Öğretmen “Adın?”
“Ji—Junsu”
Eliyle ‘gel’ işareti yapınca çaresiz Ji Hye piyanonun başına oturdu. Bacakları titriyor ve korkuyordu. Hyun Jo gülümseyerek ‘Fighting’ işareti yaptı.
Ji Hye ‘Görürsün sen’ dedi dudağını kıpırdatarak. Sonra bir şarkının fazlaca hızlandırılmış halini çaldı.
Şarkı bitince şeytani gülümsemesini yüzüne yerleştirip “Öğretmenim şu arkadaş söylemek istiyor sanırım”
Hyun Jo şaşkınca gözlerini açtı ve “Ah…”
Öğretmen “Madem bu güzel piyanisti bize sen gösterdin söyleme hakkı da senin olsun” dedi gülümseyerek.
Hyun Jo “Be—ben”
Ji Hye “Yoksa… dinlemedin mi Hyun Jo sshi?”
Hyun Jo “Hayır… Aslında… biliyorum… .bu şarkı …. İşte… şey…”
Öğretmenin kaşları çatıldı. “İlk dersten mi?!”
Hyun Jo başını önüne eğdi. O sırada Min Woo “Ben biliyorum” dedi ve şarkının adını söyledi.
Ji Hye şaşırmıştı. Kimse bilemez sanıyordu.

İkinci dersleri dans dersiydi. Ji Hye herkesin bir yöne doğru gittiğini görünce Hyun Jo’ya döndü ve “Birlikte mi giyineceğiz?!”
Hyun Jo “Herkese özel oda mı var sanıyorsun Junsu sshi?” dedi yandan gülümsemesiyle.
Ji Hye “Ah, Hyun Jo, nereye gidiyorsun? Ama… beni de bekle!”
Hyun Jo arkasına bakmadan gidiyordu. Ji Hye de peşinden… Hyun Jo herkesin girdiği odaya girmek için kapıyı açtığında Ji Hye “Aish!” dedi ve tuvalete gitti.
Kendi kendine “Ah!!” diyerek saçlarını karıştırdı. “Ne yapacağım, ne yapmalıyım? Ahhhh” derken bir yandan da tuvaletin içinde dönüp duruyordu.
Kolundaki mavi saate baktı. On dakikası vardı. Giyinme odasından kıyafetlerini almalıydı.
Derin bir nefes aldı ve tuvaletten çıktı. Yine titriyordu bacakları. Yavaş yavaş giyinme odasına doğru ilerledi. Kapıyı yavaşça tam açacakken birden kapı açıldı ve Ji Hye’nin yüzüne çarptı. Ji Hye yere düştü.
Kimse onu fark etmemişti. Herkes koşa koşa iniyordu ve Hyun Jo’yu da görememişti. Ji Hye elini burnuna getirdi. Sonra kanı görünce “Hiii!” diye tepki verdi.
Onun bu tepkisini Min Woo fark etmişti çünkü en son o çıkmıştı. Ji Hye’nin yanında çömeldi ve “Oh? Burnun kanıyor. İyi misin?”
Ji Hye dolmuş gözleriyle sağa sola salladı.
Min Woo cebinden çıkardığı peçeteyi Ji Hye’ye uzattı. Ji Hye peçeteyi alıp burnunu sildi.
Min Woo “Başını eğik tutmalısın. Böylelikle kan içine değilde, dışına akar.”
Ji Hye kafasını önüne eğdi. Min Woo onun bu şirin hareketlerini görünce gülümsedi. Arkasından çıkan Hyun Jo elindeki Ji Hye’nin kıyafetlerine bakıp gülümsedi. Tam gidecekken ikisini görünce yüzündeki gülümseme silindi.
Min Woo “Kalk revire gidelim” dedi ve elini uzattı. Ji Hye ilk önce sadece eline baktı. Sonra kararsızca elini uzattı.
Min Woo elinden tutup ayağa kaldırdı Ji Hye’yi. Sonra birlikte revire gittiler.

Tedavi gördükten sonra hala ders bitmemişti. Min Woo direk dersin görüldüğü sınıfa gitmekte olan Ji Hye’nin kolunu tuttu ve “Üzerini değiştirmeyecek misin?”
“Ah, doğru.” Dedi ve arkasını döndü.
Birlikte giyinme odasına gittiler. Kapının önünde Ji Hye “İçeri gelmesen…”
“Neden utanıyor musun? İkimizde erkeğiz, neden böylesin ki?”
“Ne utanması?! Sadece kapıyı tutmanı istiyorum.”
“Neden?”
“Ah, tut işte!”
Min Woo gülerek “Tamam tamam. Rahatça giyin” dedi.
Ji Hye “Bunda gülecek ne varsa” diye söylenerek içeri girdi. Dolabını açtı. Dans kıyafetleri yeşildi. “Keşke pembe olsaydı…” diye mırıldandı Ji Hye. Kıyafetlerini giydi. Dersin bitmesine henüz yarım saat vardı.
Çıkmadan önce kapıyı tıkladı ve “Bitti” dedi. Sonra kapıyı açtı. Min Woo hala oradaydı.
“Artık önlemli mi davranıyorsun” dedi gülerek.
Ji Hye “Aish!” dedi ve hızla yürümeye başladı.
Min Woo “Ya! Nereye gidiyorsun?”
“Sınıfaaa”
“Sınıf bu tarafta. Hem ben seni o kadar beklemişken nasıl böyle gidebilirsin?!”
Ji Hye “Sadece çöp atmaya gidiyorum” dedi ve önünde duran çöpe bir şey atıyormuş gibi yaptıktan sonra Min Woo’nun yanına geldi.
Yürürlerken Min Woo “Gerçekten çöp atmaya mı gitmiştin?”
“Ah, tabii. Sınıfı karıştıracak kadar akılsız mıyım?” dedi gözlerini kaçırarak.
Min Woo “Diyorsun.” Dedi gülerek.
“Evet. Yalan söyleyecek halim yok ya”
“Nereden bilebilirim ki?”
“Cık cık cık. Söylemiyorum dedim ya!”
“Adın neydi bu arada?”
“Ji-Junsu”
“Ji Junsu mu? İlginçmiş”
Ji Hye güldü ve Min Woo’nun koluna yumruk atıp “Junsu, Junsu. Sadece Junsu” dedi.
Min Woo “Öyle desene. Bende böyle isim mi olur diye düşünmeye başlamıştım”
Ji Hye kapıyı tıklatıp içeri geçti. Özür dileyip diğerlerinin arasına geçiyordu ki, öğretmen “Derslerime geç kalınmasından hiç hoşlanmam”
Ji Hye bir an durunca arkasından giden Min Woo da göründü.
Öğretmen “Hele iki kişinin aynı anda gelmesinden!”
Min Woo da durdu.
Ji Hye tekrar özür diledi. Öğretmen “İlk dersimde iki kişinin aynı anda geç gelmesi cezalık bir olay değil mi sizce de?” dedi sert bir tavırla.
Hyun Jo “Ah, bence ilk günlük affetmelisiniz. Junsu adlı arkadaşımız Amerika’dan yeni geliyor ve Korecesi yoktur. Bugün bir kaza yüzünden yaralandı. Bu yüzden tedaviden sonra sınıfı bulmak için çok uğraşmıştır.”
Ji Hye kafasını onaylarcasına salladı. Öğretmen “Peki arkandaki şahıs sana hiç mi yardımcı olmadı?”
Ji Hye “O beni revire götürdü ve sınıfı da onun sayesinde buldum. Tedavim uzun sürdüğü için geç kaldım. Affedin” dedi başını önüne eğerek.
Bu seferde Min Woo kafasını onaylarcasına salladı.
Öğretmen “Nerenden ve nasıl yaralandın??”
Ji Hye burnunu göstererek “Kapının arkasındaydım birden açılınca burnuma çarptı” dedi.
Min Woo dudağını büküp kafasını salladı.
Öğretmen “Geçmiş olsun. Bir dahakine böyle bir şey istemiyorum”
Min Woo ve Ji Hye diğerlerinin arasına geçti.
Öğretmen “Bugün esnememizi sağlayacak birkaç hareket yapacağız” dedi.

Çıkışta Ji Hye bugünü fark edilmeden atlatmanın mutluluğuyla okuldan çıkıyordu. Hyun Jo “Junsu sshii” diye arkasından seslendi.
Ji Hye arkasını döndü ve “Ah, tanışıyor muyuz?”
Hyun Jo Ji Hye’nin omzunu sıvazladı ve “Hadiii, yapma böyle. Sadece ödeştik”
“Beni ne kadar zor durumda bıraktığını bilmiyorsun” diyerek omzundaki eli itti ve ilerlemeye başladı.
Hyun Jo “Yaa!”
Ji Hye “Seni bir şartla affedebilirim”
Hyun Jo heyecanla “Neymiş?”
“Bugün dans dersinde ben yokken yapılan her şeyi anlatacaksın, UYGULAMALI”
Hyun Jo rahatça “Tabii ki.”
Ji Hye gülümsedi ve “Gidelim o zaman”
Ji Hye’nin yurttaki odasının kapısının önünde ayrıldılar. Ji Hye yine yalnızdı ve tabii bundan memnundu.
Yine banyosunu yaptı. Ve kıyafetlerini giydi. Başına da mavi ucunda ponponu olan şapkasını taktı. Spor ayakkabılarını giyip evden çıkacakken telefonunu unuttuğunu hatırladı, hemen telefonunu cebine atıp odadan çıktı.
Otobüse bindiğinde telefonda Ji Sun’la konuşuyordu.
Ji Sun “İlk günün nasıl geçti abla?”
“Gayet iyiydi. Şu Min Woo var ya. Et restoranı olan”
“Eee?” dedi heyecanla Ji Sun.
“O da bu okulda okuyormuş”
“Tanımadı mı seni”
“O kadar da konuştuk ama tanımadı” dedi sevinçle.
“Ohhh… rahatladım valla” derken bir yandan da meyve suyunu içiyordu.
Ji Hye otobüsten inince karşısında kocaman bir kar tanesi gördü. Telefonu kapattı ve gülümsedi.
“Bana yardım ediyorsun değil mi? Çok teşekkür ederim anne”
Karakola gitmek istedi ama karakola bu şekilde gidemezdi. Telefonla aramaya karar verdi.
"Alo."
"Ah, Ji Hye sshi"
"Bir gelişme var mı diye merak etmiştim"
"Hala üstünde araştırmalar yapıyorum. Bu kişi..."
"Evet?"
"Ah, hakkında bir şey bulamadım. Emin misiniz?"
"Daha kaç kere söylemem gerekiyor bilmiyorum, elimde bir kanıt olmasa da bence bu kişi olmalı"
"O zaman işimiz daha çok uzayacak. Ben olay yerini araştırmamızın daha uygun olduğunu düşündüm ve tekrar oradaki polisleri görevlendirdim.."
"Eee?"
"O sırada görgü tanığı olabilecek kişileri topluyorlar. Eminim gören birileri olmuştur. Yolun kenarında bıçaklanan birinin görülmemesi imkansız"
"Haklısınız. O zaman devam edin."
"İyi günler"
"Ah, bu arada.."
"Hım?"
"Çok teşekkür ederim"
"Görevimiz"

Akşam yurda döndüğünde ekstra eşyalar gördü ve banyodan gelen su seslerini. Ji Hye “Olamaz!”
...
*5.Bölümün Sonu*
Yazar: Edakorea
“Bu daha kısa oldu sanki :/”

@Akasyatrlk @TaeYeon~ @''feyza_hye'' @Aysegulutas @GlamDHsym @Koreagizem123 @LoveFany @Park-RaBin @Shawol.Yhesim @s_minhyuk @xXBİRCANXx @_WooYoung_ @betul.dm @BlgYsng @EmilyRegen @Faik
@---[KSH]--- @JungJera @KyuHyun..GD @MervenurYavuz @ParkJeSub @SubJePark @♫♪Daewons♫♪ @BJmaat @Callodi @flowergirl @Koreaduygu123 @Larva @MinHera~ @Nabi @sarangsoo @_kipayom_
@hunhan4D @Lesyahyun








Yararlı linkler: KT Kuralları, Kore, Kore Dizileri, izle

Deneme bonusu - bahisnow - casinoslot - deneme bonusu - deneme bonusu veren siteler
melbet - dinamobet - süpertotobet - betsmove - casino siteleri - hansenmedical.com
casinoproffen.com - favorislot - https://www.phillwebb.net - aseansec.org


Site içerik sağlayıcı: Koreanturk.com (Official)