Görüntüleme Tercihi Konu Görünümü | Tam Görünüm
Türkiye' nin Kore Savaşına Katılımı...


clock11-09-2009, 01:21 PM
Yorum: #1
TÜRKİYE'NİN SAVAŞA KATILIMI

25 Temmuz 1950'de Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Güney Kore Cumhuriyetine Birleşmiş Milletler topluluğu içinde yardım etmenin önemini taktir ederek " Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayı alınmadan" Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine Kore'de vazife görmek üzere 4, 500 kişilik bir Türk savaş birliğini Birleşmiş Milletler emrine vermeğe hazır bulunduğunu bildirmişti. Bu suretle Kore'ye gönderilmesi kararlaştırılan birlik, Genelkurmay Başkanlığının 3 Ağustos tarihli emirleri gereğince, Türk Silahlı Kuvvetleri adıyla, aşağıda görüleceği üzere Ankara'da kuruldu ve sefer kadrosuna göre tamamlandı.

1. TÜRK TUGAYININ KURULUŞU

Bu birlik, bir komutanlık karargâhıyla üç piyade taburlu 241. piyade alayından, üç bataryalı bir motorlu topçu taburundan ve gerekli yardımcı birliklerden meydana gelmiş bir tugay olacaktı. Tugay komutanlığının motorlu karargâhı Ankara'da 28. Tümen tarafından kuruldu. Aynı Tümenin Ayaş'ta bulunan 241. Piyade Alayı, Türk Tugayının Piyade Alayını, Etimesgut' taki 2. Zırhlı Tugayı 2. Motorlu Topçu Taburu da Tugayın motorlu topçu taburunu teşkil ettiler. Tugayın motorlu istihkâm bölüğü, 28. Tümen istihkâm Taburunun motorlu istihkâm bölüğü, 28. Tümen istihkâm taburunun motorlu istihkâm bölüğü, motorlu muharebe takımı aynı Tümenin muharebe bölüğünün bir takımı ve ulaştırma bölüğü, motorlu uçaksavar bataryası 8. kolordunun 1. uçaksavar taburundan bir hafif uçak savar bataryası, motorlu tanksavar takımı 28. tümenin motorlu tanksavar takımı alınarak teşkil olundu. Beşinci zırhlı tugayın sıhhiye bölüğü ile yirmi sekizinci tümenin hafif bakım tamirhanesi ve dördüncü yurtiçi bölge komutanlık bandosu da tugay komutanlığı emrine verildi.

TUGAYA ATANAN KOMUTA HEYETİ

10 Ağustos 1950'de Birleşmiş Milletler Kore Türk Tugay Komutanlığına İkinci Zırhlı Tugay Komutanı Süvari Tuğgeneral Tahsin Yazıcı ve ertesi gün birliğin kurmay başkanlığına Kurmay Yarbay Selahattin Tokay atandı. Tugay Komutanı Tahsin Yazıcı 18 Ağustos 1950'den itibaren Etimesgut'ta göreve başladı. Piyade Yarbay Natık Poyrazoğlu' da alay komutan yardımcılığına atanmış ve 23 Ağustos 1950'de birliğe katılmıştır.

Tuğgeneral Tahsin Yazıcı'nın dilinden Kore'ye gönderilişi:

O zaman Etimesgut'ta ikinci zırhlı tugayın komutanı idim. 10 Ağustos günü öğleye yakın bir zamanda Erkanı Harbiye-i Umumiye riyasetinden alınan bir telefon emriyle, hemen Erkanı Harbiye-i Umumiye dairesine gelmekliğim bildirildi. Öğle vakti o daireye gelmiş ve Orgeneral Nuri Yamut tarafından kabul edilmiştim. Kendileri manastırda harbiye talebesi iken bende askeri rüşdiyesinde idim. O zamandan itibaren rastladıkça karşılıklı olarak o iltifatını esirgemez ben de hürmette kusur etmezdim. Bu eski aşinalığın verdiği samimiyet havasiyle odalarında hal ve hatır soruşturduktan sonra söz Manastır'ın bazı hatıralarına intikal etti. İçimden, "Allah Allah öğle olmuş geçmekte, bu zat herhalde açıkmıştır, buraya acele çağrıldım ve beklemeden kabul edildim, bu çağrış herhalde Manastır hatıralarını yâd etmek için değil, bunun bir isteği olacak, acaba nedir?" diye merak ediyordum. Laf uzuyordu, sigaraları da yaktık, laf uzadıkça merakım artıyordu. Nihayet, evvelce düşünmemişte sonradan aklına gelmiş bir tavır ve eda ile " Ha şunu soracaktım: Kore'ye gidecek Tugaya senin kumanda etmeni düşündüm. Bu maksat karşısında her şeyden evvel bir asker olduğumu, Orgenerale hususî ve samimî bir hürmetle bağlı bulunduğumu, kendilerinin bir teveccüh ve itimada dayanarak bu teklifi yaptığını, buna karşılık vefa ve sadakat göstermek lüzumunu, birlik her ne kadar bir sefer için yoğrulup pişmemiş bir birlik ise de Kore'ye harekete kadar geçecek zaman içinde muhtaç olduğu kaynaşma ve ahengin, maddî ve manevî eğitimin çeşitli çare ve vasıtalara başvurarak sağlanabileceğini, millî hasletlerimizi milletimizde komünizme karşı olan nefret ve hıncın subay ve eratımızın ruhunda daima alevlenmeye hazır bir ateş gibi varlığın millet ve memleketimizin istikbal ve mukadderatını, Birleşmiş Milletlerin sulh, emniyet, hürriyet mefkûreleri huzurunda alınacak vazifenin şerefini düşünerek ve nihayet milletimizin duasına, Allah'ımızın yardımına güvenerek Orgeneralin teklifine şu cevabı verdim. " Bir mâniim yoktur. Beni itimadınıza lâyık gördüğünüz takdirde bu hizmet ve vazifeyi şeref sayar ve memnuniyetle kabul ediyorum demekten başka sözüm yoktur" sözlerinden sonra kalktık ve kucaklaştık.

Alay kumandanlığına tayin emri çıkan Albay Celal Dora Tugaya katılarak Alayın emir ve kumandasına başladı.

TÜRK TUGAYI KORE YOLCUSU

Türk Tugayı 19–20 Eylül 1950 günlerinde Etimesgut'tan İskenderun'a aşağıdaki mevcutla dört trenle hareket eder. 259 Subay, 18 Askerî memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4414 er, ki toplam olarak 5090 kişi. Türk kuvvetleri ile birlikte beş kişilik bir Amerikan irtibat grubu da gider, grup şu kişilerden meydana geliyordu, Başkan Topçu Albay Gumby, üye Piyade Kurmay Yarbay Wedwer, üye istihkâm Binbaşı Munsin, üye ordu donatım Subayı Robenson, üye muharebe Yüzbaşı Lorenzo.

Ankara garına gelindiğinde mahşerî bir kalabalık vardır. Kalabalık arasında kimler yoktur ki; annesinin kucağında henüz bir belki de iki yaşındaki çocuklar, kabaran millî heyecanıyla değneğine dayana dayana gelmiş seksenlik ihtiyarlar, öğrenciler, askerlerimizin anaları, babaları, eşleri, nişanlıları, evlatları. Artık yola çıkma zamanıdır ve tren İskenderun'a doğru hareket eder, trenin her durduğu yer bir bayram havasındadır. İlk hareket edildiğinde kimse birbirini tanımazken günün ilerleyen saatlerine doğru tanışmalar ve kaynaşmalar başlar, yolda yapılan bu bayram havasındaki törenlerde kaynaşmalar biraz daha artar ve millî bir heyecan uyanır. Milletin kendilerine gösterdiği teveccüh askerlerin millî duygularını her geçen zamanda biraz daha artıracaktır. Bu millet kurtuluş savaşında gösterdiği yiğitliği bu defa evlatlarıyla Kore'de gösterecekti, kendi topraklarından, kendi insanlarından uzak bir ülkede kardeşim dediği insanlar için kurtuluşu bu defa orada o insanlara hediye edecekti. Bu yola çıkış belki de bir çoğu için geri dönüşü olmayan bir gidişti. Kaçı bunun farkındaydı, ama hepside biliyordu ki, bu milletin duaları ve teveccühleri hepsinin arkasındaydı. İskenderun'a varılır. Askerimiz İskenderun'da halk tarafından karşılanılarak ziyafetler verilir.

İskenderun'a Cumhurbaşkanı, bölgenin askerî ve mülkî büyükleriyle memurları belediye başkanları, Antakya, Dörtyol ve Mersin'den gelen halk askerimizi uğurlamaya gelmiştir.

Halkın coşkun tezahüratı ve bandoların çaldığı marşlar eşliğinde askerimiz için büyük bir tören düzenlenir.

Hareket günü gelip çatmıştır. Kolbaşı gemisi olan General Mac Ree alay kumandan muavini Yrb. Natık Poyrazoğlu kumandasında üçüncü Piyade taburu, talimgah grubu ve birkaç birliği alarak 25 Eylül akşamı denize açılır.

Rıhtıma kimse alınmadığından geminin ayrılışı sessiz sedasız olur.

İkinci olarak General Haan gemisi, Tugay, Alay karargâhıyla birinci ve ikinci taburları ve birkaç birliği alarak 26 Eylül akşamı rıhtımdan ayrılır.

Yarbay Tahsin Kurtay kumandasındaki topçu taburu ve uçaksavar bataryasından ibaret olan üçüncü grubumuz 29 Eylül akşamı Private Jonhson gemisiyle yola çıkar. Gemilere Mısır karasularına kadar birer torpidomuz refakat eder.

Yük gemilerimiz henüz gelmemiş olduklarından İskenderun'dan hareket günleri belli değildir.

Gemilerin indirme yeri Kore'nin Pusan limanı alacaktır. İskenderun Pusan arası on beş bin kilometre kadardır.

TÜRK TUGAYI KORE'DE

Gemiler 21 günlük yolculuktan sonra, 16 Ekim 1950'den itibaren Kore sularına yaklaşırlar. Tugay ve Alay Komutanlarını ile karargâhları ve ikinci kafile birliklerini taşıyan Haan gemisi saat 15. 55'de Pusan limanına girer. Amerika'nın Uzak Doğu ve Birleşmiş Milletlerin Kore'deki Başkomutanı olan General Mac Artur, karargâhında bulunan Türk irtibat kurulundan bir kurmay Albay ile iki subay gemiye gelerek Tugayla ilk temasta bulunurlar ve komutana Kore Türk Silahlı kuvvetlerinin dokuzuncu Amerikan Kolordusuna bağlanmasının düşünüldüğünün haberi verilir.

Güney Kore askerî ve mülkî makamlarının temsilcileriyle halkın ileri gelenleri ellerinde Türk, Birleşmiş Milletler ve Kore bayrakları bulunan elli kadar okullu kız, biri Amerikan diğeri Güney Kore bandosu olmak üzere iki mızıka takımı tarafından karşılanırlar.

Böylece kafileler, 21 günlük bir yolculuktan sonra birer gün ara ile 18, 19 ve 20 Ekim günlerinde düzen içinde Pusan limanına çıkarlar.

Her kafile vapurdan iskeleye çıktıkça, orada hazır bulundurulan kamyonlarla istasyona gönderilir ve burada hazır bulunan trenlerle limanın 85 km . kuzey batısında ki Taegu şehrine gidilir.

Türk Tugayı 20 Ekim 1950 günü saat 15. 30'a kadar bu şehrin istasyonundan 3, 5 km . uzağında bulunan Japonlardan kalma bir kışlaya yerleşir.

TÜRK TUGAYINA GELEN İLK RESMÎ BİLGİLER

-Pusan köprü başından çekilmek zorunda kalan düşmanın Güney Kore'de kalmış büyük küçük grupları faaliyet halinde idiler. Gündüzleri ormanda saklanmaktadırlar. Bilhassa geceleri, köylere nakil vasıtalarına, zayıf birliklere baskınlar yapmaktadırlar. Bunlar ya komünist olanlardan, ya da tehditle korkutulanlardan yardım görmekte idiler.

- Düşmanın büyük kısmı Kuzey Kore arazisinde Kuzeye doğru takip edilmekte idi.

-Teagu ve civarının emniyeti beşinci Kore tümeni tarafından sağlanmaktaydı.

- Şehrin iç emniyeti Kore polisine aitti. Diğer milletlerin inzibat kuvvetleri polise yardım etmekte idi.

- Şehir içinde tenha yerlerde halk tarafından sıkıştırılan bir iki Amerikan erinin öldürüldüğü söyleniyordu.

Gece şehir gezintileri tehlikeli idi.

-Tugaya düşen emniyet görevi sadece, bulunduğu garnizonun yakın emniyeti idi.

- Şehir ve civarında bazı sair hastalıklar vardı. Halk yiyecek ve içecekleri emniyetli değildi.

Tugayımızın etrafında lüzumlu görülen her türlü tedbir alınır. Bazı noktalarda bizim askerlerle Koreli askerler nöbet tutarlar fakat lisan anlaşmazlığı nedeniyle bir takım sıkıntılar olur.

Şehir tanınıncaya kadar şehre gitme yasağı konulur. Şehirde Türk askerlerinden başka Amerikan ve İngiliz askerleri de vardır. Bunların halka yüksekten bakmaları ve halkı önemsememelerinden dolayı halkla araları iyi değildir.

Burada birliğimize üç Koreli tercüman verilir, bu tercümanlar, yüksek tahsilli gençlerdir. İngilizceyi çok iyi bilmektedirler, savaşa gönüllü katılmışlardır.

TÜRK ASKERİ KUNİRİ'DE

26 Kasım 1950 akşamı Türk Tugayı Kunuri bölgesinde aşağıdaki şekilde konuşlanmıştır:

Tugay karargâhının komuta merkezi Kunuri'nin yaklaşık 2. 5 km güney batısında Anju'ya giden yolun güneyindedir. Tugaya bağlı birlikler tugay karargâhının yakınlarında; talimgâh, depo ve tugay karargâhının ikinci kademesi Kunuri kasabasında; birinci piyade taburu Kunuri'nin 1 km kadar güney batısında yolun güneyinde; ikinci piyade taburu birinci taburun ve yolun kuzeyinde; üçüncü piyade taburu tugay karargâhının kuzey batısı yakınında, yolun yanında, konuşlandırılmış.

TÜRK TUGAYINA GELEN YAZILI EMİR

1- Birinci Türk Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı gecikmeksizin Kunuri (YD 4898) - Tokchon yoluyla harekete geçecek, Tokchon bölgesini ve Tokchon ile BV 6212 [ 1 ] deki ikinci Amerikan tümeni nirı arasında bulunan yolu emniyette bulunduracak ve solundaki ikinci Amerikan tümeni ile irtibatı temin ve devam ettirecektir.

2- Bu emir alınır alınmaz birinci Türk Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı Topçu Taburu, Türk Tugay Komutanlığının emrine girecektir.

3- Bu emir alınır alınmaz 72. Orta Tank Taburundan bir tank takımı Türk Tugay Komutanlığının emrine girecektir



Not :Bilgiler tarih kitaplarından alınmıştır....
clock11-09-2009, 01:29 PM
Yorum: #2
[Resim: 2h866wg.jpg]



[Resim: 2md574m.jpg]

[Resim: 2mhvlnd.jpg]
clock11-09-2009, 01:32 PM
Yorum: #3
[Resim: 28v6jid.jpg]

[Resim: 280l4d3.jpg]

[Resim: 15mjsrn.jpg]
clock11-19-2009, 10:48 AM
Yorum: #4
( MİHO ÜS HRK. SB GÖZÜ İLE KOREDE TÜRK TUGAYI )
MUZAFFER ERDONMEZ

-�Üsteğmen, sen görev için geldiğini mi söylüyorsun?�

-�Evet efendim�

-�Ne çeşit görev Üsteğmen?�

-�Uçuş görevi efendim. B-26�larınızla savaşmak için geldim.�

Gözlerinde farkettiğim o ışıltının dahada arttığını düşünüyordum. Ayrıca bunu söylerken kendine güveninin daha da arttığını düşündüm.

-�Yanında Form-5 ve emirlerini getirdin mi? Uçuş durumunu incelemek istiyorum.�

-�Hiç bir şey getirmedim efendim.�

-�Hiç uçuş tecrüben yok mu?�

-�Hayır efendim. B-26�larda çok uçuşum var. Ama hiçbir yazı ya da doküman yok.�

Bu kadarı benim için çok fazlaydı. Ama yeni bir uçucu personele sahip olma düşüncesi fikirlerimin netleşmesine yardımcı oldu. Bu gönüllü pilotun odamdan dışarı çıkıp gitmesine izin veremezdim.

-�Lütfen otur Üsteğmen.�

-�Hayır efendim. Teşekkür ederim.�

-�Madem oturmuyorsun , rahatta bekle. Ben hemen döneceğim.�

-�Evet efendim.�

Erdönmez , rahat pozisyonuna geçmedi ama genede biraz rahatlamış görünüyordu.

Ben hangarın öbür tarafındaki irtibat subayının yanına gittim. Ama 452 nci filonun ne filo komutanı ne de yardımcısı Binbaşı Kamanski filodaydı. İrtibat subaylarımızdan Yüzbaşı John Rumbaugh�a bize takviye gelen personel hakkında emir olup olmadığını sordum. O da üzerinde çalıştığını, Grup�a sorduğunu konunun Tokyo�daki büyükelçiliğe kadar gittiğini ancak bir bilgi alamadığını söyledi. Ben de ona sözlü emrin yeterli olacağını söyledim. O da bunu onaylar anlamında ses çıkarmadı. Yüzbaşı Rumbaugh birliğimizin en iyi irtibat subayıydı.

Benim o sabah olanlardan haberim yoktu. Türk pilot ile ilk karşılaşan Astsubay Del Hasting sabah olanlar hakkında şunları anlatmıştı:

�Ben hangarın sonundaki büromda dışarı bakarken alışılmadık bir şey gördüm. Bizim arkadaşlarımızdan bir kaçı yer personeli gibi görünen birisiyle konuşuyorlardı. En azından bana öyle geldi. Bende merak ettim ve yanlarına gittim. Yer personeli sandığım kişi kendini, Muzaffer Erdönmez, Kıdemli Üsteğmen, Türk Hava Kuvvetleri, Birleşmiş Milletler komutası, 8 inci Ordu Karargah çalışanı olarak tanıttı. Hikayesini anlatırken eşyalarının yanında duruyordu. Beş tane torbası vardı. Orta seviyede İngilizce konuşuyordu. Kore�den cepheden geldiğini ve oradaki Türk Tugayı�yla birlikte çarpıştığını anlatıyordu. Türkler 25 inci Piyade Tümeni�ne bağlı olarak savaşıyorlardı. Üsteğmen bize birlikte çalıştığı piyade subaylarıyla ilgili fikirlerini anlatıyordu. Söylediğine göre �Kore�de ön saflarda çarpışan çılgın piyadeler hayatlarını her gün riske atıyorlardı.� Ben ona ne istediğini sordum. O da �Ben pilotum, uçmak istiyorum� dedi. �Ben küçük rütbeli bir astsubaydım ve ona elbette bir uçak tahsis edemezdim. Ona Yarbayı beklememiz gerektiğini söyledim.�

�Yarbay Art Reaume bu aralar Kuzey Kore�de bir yerlerdeydi. İrtibat Subayımız John Rumbaugh yerinde değildi. Aslında her zaman yerinde olurdu. Astsubaylar Jack Reynolds ve Gene Hoffman yemeğe gitmişlerdi. Üstlerim geldiğinde hepsine teker teker problemi anlatacaktım.�

�Üstlerimin böyle bir problemi çözmede pek de maharetli olmadıklarını anlayacaktım. Yarbay Reaume bombardıman görevinden döndükten sonra, biz problemi ona devrettik, yada devrettiğimizi sandık. Herşeyden önce Yarbay komutanımızdı ve bütün problemleri çözerdi. Doğru değil mi?�

Bakalım öyle mi oldu. ?

�Yarbay, Türk üsteğmen ile görüştüğünde hiçbirimizin farkına varmadığı bazı şeyleri ortaya çıkardı; birincisi Üsteğmen�in hiç parası yoktu ve uzun zamandır yemek yememişti. Yarbay bana dönüp �astsubay, Üsteğmen�i Maliye kısmına götürün ve yeterli miktarda para alın, bir şeyler alıp karnını doyurabilsin.� diye emir verdi. Güya ben problemi komutana devretmiştim ama bu gene benim problemim olmuştu. Yarbay�a usulca normal şartlarda uygun formlarla bile para almanın çok zor olduğunu hatırlattım. Yarbay bizi, �yapabileceğiniz ne varsa yapın� diyerek Maliye�ye yolladı. Komutanın Jeep�iyle Türk Üsteğmen ile birlikte Maliye�ye vardık.

�Bu noktada 452 nci Bombardıman Filosun�un çok profesyonel olduğunu ve çalışanlarla çok iyi iş ilişkilerimin olduğunu belirtmeliyim. Bu problemle ilgili olarak benim temas kuracağım kişi Başçavuş Bob Musk idi. Sanırım herkes bu durumun nasıl gelişip bu noktaya geldiğini biliyordu. Bana söylendiği gibi yapmam gerekeni yaptım ve problemi tekrar

Yarbay Reaume�ya iade ettim.�

�729 uncu Bombardıman Filosu�nda, Sam Amca�nın üniformasını sürekli giyen birçok subay vardı. Bu Türk subayı da kendi Hava Kuvvetlerinde bu haklara sahipti. O çok kişilikli ve bizim subay ve astsubaylarımız tarafından saygı gören biriydi. Bizim subaylarımız Üsteğmen için yardım toplamaya başladılar. Kırk yıl sonra hatırladığım kadarıyla bu 300 dolar civarında bir paraydı. Üsteğmen Erdönmez, kendisi hakkında bir karar verilene kadar 729 uncu Filo�da çalışmaya başladı. Amerikan Hava Kuvvetleri�nin uçuş tulumu giyiyordu ve Türk Hava Kuvvetlerine ait rütbe işaretlerini taşıyordu. Rütbeleri altın yıldız şeklindeydi.�

Tekrar ofise dönersek, bizim yabancıya şüphe ve saygıyla karışık şöyle bir baktım. Belki B-26 Invader�leri harpte uçurabilirdi ama bunu bana ispatlaması gerekirdi.

Sonraki otuz dakikada Üsteğmen�in hikayesinin en azından bir kısmını öğrendim. Bu hikayelerin çoğu oda arkadaşları ve diğer arkadaşları tarafından duyuldu. Arkadaşlarından öğrendiğim kadarıyla Muzaffer �Vic� diye çağırılmak istiyordu. Bu arada çok arkadaşı olduğunu da belirtmeliyim. Beraberinde getirdiği eşyaları canvas bezden yapılma torbalar içinde 45 kalibre Thomson marka bir tabanca, 45 kalibre yarı otomatik makinalı ve birkaç yüz adet mermiden ibaretti. Bizimle olduğu sürece torbasını daima ranzasının altında muhafaza etti.
Vic�in anlattığına göre, Amerika�da uçuş eğitimi aldıktan sonra Türkiye�de B-26�larda uçmuştu. Miho�ya gelişinden altı ay evvel Kore�deki piyade birliğine katılmış ve cephede çarpışma hattında bilgilere ilk elden ulaşma imkanına sahip olmuştu. Anlaşıldığına göre birliğine İleri Hava Kontrolörlüğü ve tercümanlık yapması amacıyla gönderilmişti.
MİHO ÜS HRK. SB GÖZÜ İLE KOREDE TÜRK TUGAYI

Netice olarak biz fazladan bir pilota sahip olmuştuk. Bizim beklediğimiz bir pilot olmasa bile , Vic bizim Uzak Doğu�ya geldiğimizden bu yana etrafımızda gördüğümüz tek yeni yüzdü. Vic�in kabiliyetinin ne olduğunu öğrenmek zamanıydı. B-26 larda uçuş kontrollerine başlamadan önce yapmamız gereken bazı şeyler vardı. 40 nolu emir gereği bizlere verilen Hava Kuvvetleri İkmal Birliği�nden tüm malzemeleri (uçuş tulumu, iç çamaşırı, çorap vs.) Vic için de aldık. Vic�in tek ihtiyacı bir nolu üniformaydı.

Birde maddi konuyu çözmeliydik. Vic�i tanıyan herkesin söylediğine göre Vic, bırakın toplanan 300 doları almayı hiçbir şekilde bir dolar dahi almazdı. Geçekten çok gururlu, mağrur bir kişiydi.

Vic�e yardım işini organize eden Fisher ile birlikte çalışan Dick Leebrick�ti. Yardım kampanyası sırasında çok hassas davranmıştı. Paraları topladıktan sonra, Dick sahte bir maaş bordrosu hazırlayıp, Türk Devleti�nin gönderdiği maaş olduğunu söyleyerek Vic�e imzalattı. Güya Tokyo�daki Türk elçiliği aylık 12 dolarlık maaşın yanında giysi vs. ihtiyaçları için 300 dolarlık bir tahsisat göndermişti.
Üsteğmen Erdönmez, boyu ortalamadan biraz kısa, sportif yapılı, kuvvetli bir vücut yapısına sahipti. Hiç şüphe yok ki O, olimpiyat madalyalı şampiyon bir güreşçiydi. Bütün bunlar O�nun mavi üniforma içine girmesini zorlaştırıyordu. Dick Leebrick, Vic için para toplama ve maaş bordrosu düzenlemenin yanında, Tokyo�ya gidip üniforma ve ihtiyaçlarını karşılaması için seyahat emri düzenledi. Geri döndüğünde Vic satın aldığı üniformayı giyiyordu. Elbise üzerine tam oturmuştu. Omuzlarındaki yıldızlar parlıyordu. Hiç kimse Hava Kuvvetlerinin mavi elbisesini bu kadar gururla giymemişti. MUZAFFER ERDONMEZ
Vic�in daha önce B-26�larda Harbe Hazır bir uçucu olduğunu gösteren hiçbir uçuş kaydı olmadığından, dikkatli bir şekilde üst makamların izniyle hareket etmeye karar verdik. Bu şampiyon güreşçinin agresif bir pilot olmasını umuyorduk. Bizi hayal kırıklığına uğratmayacaktı. O�nu bir dizi testleren geçirdik; stall ve tek motorlu egzersizler, bir dizi iniş kalkış çalışmaları, touch-and-go ,maksimum güç ile kalkış gibi. Vic�i silahçı pozisyonunda da denedik.

Harekat subayı yardımcılarından Russ Barnen, Vic�in silahçı pozisyonundaki performansını ölçmek için görevlendirilmişti. Barnes, yetenekleri ve bilgisiyle herkeste saygı uyandıran bir pilottu. Barnes sınava tabi tuttuğu pilotları O.K. yada uçamaz şeklinde değerlendirir fazla ayrıntıya girmeyi sevmezdi. Vic ile uçuşundan sonra konuşmamız şu şekilde oldu:

-�Nasıl gidiyor Russ?�

-�O iyi bir pilot�

-�Nasıl yani? Ne yaptı uçuşta?�

-�Uçuşunu izledim.�

-�Nasıl?�

-�Bilmiyorum ama ben bu VIC'in uçuşuna hayran kaldım.�

Daha sonra da Vic hakkındaki düşüncelerini öğrenmek için seyrüsefer subayı olarak aynı uçuşta bulunan Bob Stonner�a sordum. Bob�un değerlendirmesi şöyleydi:

-�Vic�i çok iyi tanımıyorum ama, sana şunu söyleyebilirim: O, bizim düşmanlarımıza şahsi kini olan çok kararlı bir asker. Saldırılarına hedefini tamamen tahrip edene kadar devam ediyor. O�nun sakin hali bu durumunu görmemizi engelliyor.�

-�Ben kariyerim boyunca birçok pilotla uçtum ve göğsünde böylesine ateş taşıyanı hiç görmedim.�

Bu kadar yıl sonra, hala O�nun kendine olan mutlak güvenini hatırlayabiliyorum.

Harekat subayı olarak, Vic�i hedef bölgesine götürüp ilk olarak harekat usüllerini gösterip sonra da yanına oturup bana ne yapacağını göstermesini izlemek benim görevimdi. Benim bilgilerimi de kontrol etmek bakımından, Vic başka pilotlarla da uçtu. Ben onun bizim radyo konuşmalarını ve düşman bölgesi üzerindeyken uyguladığımız harekat usullerini anladığından emin olmalıydım.

İlk olarak kol uçuşu ile ilgilendim. Genellikle kol uçuşu başlarında yükselirken ve Japon Denizinde bulutlar üzerinden geçerken bir buçuk saat boyunca yapmamız gereken çok az şey vardı. Bu noktada her zaman yaptığımız kuyruk sallama işaretini yaptım. Bu, alçalma esnasında kol uçuşu yerinden açılıp, koldakilere biraz rahatlama ve çevreyi daha iyi görebilme imkanı verecekti. Bu sinyale Türk güreşçi hariç herkes uydu. Biraz öne eğilerek, Erdönmez�in çenesini ve ışıldayan gözlerini görebiliyordum; yüzünde gülümseme vardı, evet gülümsüyordu! Kimbilir kaç Çin�li yada Kuzey Kore�li asker süngünün yanlış tarafında onun yüzündeki bu gülüşü görmüştü?

Her şartta ne olursa olsun Türk askerinin inatçılığını gösteriyordu; geri adım yok, geri çekilme yok. Birkaç kere �uzaklaş� işareti vermeme rağmen bu Türk uzaklaşmıyordu. Muhabere subayım da bunu farketmiş ve dahili hatta �Yüzbaşı, koldakinin kanatları benim gözüme girecek neredeyse � diye beni uyarmıştı.
TUAF B-26 INVADER



Bu arada Joe Farber�den de bahsetmeliyim. İtalyan asıllılar arasında Joe�nun yüzünden gülümseme hiç eksik olmazdı; Japoncayı İtalyan aksanıyla ve malum İtalyan mimik ve el kol hareketleri yaparak konuşurdu. Filoda dörtlü koromuzda bas sesiyle şarkı söyler ve daha önemlisi armonika çalardı. Filomuzda seyrüsefer subayı olarak görev yapardı ve bombardımanlara katılırdı.

Bir güneşli öğleden sonra Kuzey Kore�den görev dönüşü Inchon�da Deniz Kuvvetleri gemilerinin üzerinden geçerken, armonikasıyla dahili hatta melodiler çalıyordu. Ben onu emergency guard kanalına aldım. Bu kurallara elbette aykırıydı. Sanırım denizcilerde bunu sevmişlerdi. Joe�nun bir sonraki parçası �California, Here I Come!� idi. Buralarda kimlerin �Kaliforniya�lı� olduğunu herkes biliyordu.

Miho kuleyi arayıp Batı-Doğu alçak geçişi için izin istedim. Telsizde ben bunları söylerken, fonda armonikadan yayılan �California, Here I Come� şarkısının melodileri geliyordu. Bu uçuştan sonra bu şarkı bizim filonun şarkısı oldu.

Joe Farbe�nin seyrüsefer ve bombardımancı olarak görevinde çok iyi olduğunu biliyordum. Ama bu son Norden bombardımanında 100 feetlik köprüyü üzerine çullanıp bombalayınca işinde eşsiz olduğunu kanıtlamıştı.

Bizim bu uçuşumuzdan sonra General Sweetser bizim dördümüzün birlikte uçmamızı ve birlikte kalmamızı istedi. Oda arkadaşlarım bu şekilde değişmiş oldu.

Vic�in hikayesini anlatırken Joe Farbe�den bahsetmem alakasız görülebilir. Bu iki kişiyi de tanıyanlar ilgiyi kolaylıkla kuracaklardır.

Üsteğmen Muzaffer Erdönmez�in uçuş sırasında ve genel tavırlarında görülen hiddetli davranışları, kesinlikle onu spordaki hareketlerine de yansımıştı. Biz Vic�in güreşte olimpiyat bornz madalya sahibi olduğunu öğrenmiştik.

Vic�in nişancılığı hakkında söylediklerini dinleyen filonun en iyi üç nişancısı onu sportmence ördek vurma yarışmasına davet ettiler. Ve bahisler başladı. Vic�in parasal durumunu bildiklerinden başlangıçta miktarlar makul düzeydeyken sonlara doğru çılgınca yükseldi. Aralarında Joe Farbe�nin de olduğu dört kişi, bir ördek sürüsüne rastladılar. Bir an bu güzelliği seyretmek için duraksadılar. İşte tam bu sırada herkes Vic�in tüfğinden çıkan iki el silah sesi ile irkildi. Kimse buna hazır değildi.

Şoktan kurtulan Bill Tonne ilk konuşan oldu.

-�Allah aşkına Vic! Ne yaptın?� Senin bu yaptığın hiç de sportmence değil!

-�Sportmenlik mi? Boşver onu. Ben öldürmek için ateş ederim.�

Spor yada her ne içinse beş tane ölü ördek suyun üstünde yüzüyordu.Şaşkınlık içinde kalan üç kişi bahis parasını Vic�e ödediler. O gün başka da atış olmadı. Bu Vic�i filoda üstün duruma getirmişti.

�Öldürmek için ateş etmek�. Aslında savaşın temeli de buydu elbette. �Sen onlara ateş etmezsen onlar sana ateş ederler.� Bu vecizeyi insanlar savaşarak, yaşayarak öğrendiler. Aynı durumun en ilkel silahlardan günümüzün ileri teknoloji ve yıldız savaşları için de aynı olduğunu söyleyebiliriz.

Bununla beraber Üsteğmen Erdönmez�in düşmana ateş etmesi filomuzda yerleşmiş bir usul değildi. Belkide farkımız, Vic�in atalarının yüzyıllardır savaşcı bir ruha sahip olmalarıydı.

Vic�in savaştaki düşünce tarzını uçtuğu B-26 yı uçuşundan sonra kontrol edince anlamıştım. Kore�deki demiryollarını kullanılamaz ve kısa sürede tamir edilemez hale getirmek için 8 bin feetten süzülerek dalıp 1000 feetten bombalıyorduk. Mesafemiz hafif silahların menzili dışındaydı ve etkili ve güvenli bir görevdi.

Bir gün Vic B-26 sının burnunda çok sayıda 20 mm lik kurşunların hasarıyla döndü. Buna rağmen uçağı çok iyi bir şekilde indirdi. O akşam oda arkadaşı Bill Tonne ye vuruldukları görevle ilgili neler olduğunu sorduğumda, Bill, Vic'in �O... çocuklarının bana ateş ettiklerini gördüm. Ben de onları haklayana kadar üzerlerine daldım.� dediğini, " ve gerçekten Vic'in çetin ceviz olduğunu" söylüyordu.


Öğretmen pilot Virge KUNS uçuş sonrası ERDONMEZ' in sigarasını yakarken.
Bu olaydan iki hafta kadar sonra Üsteğmen Erdönmez buna benzer bir görevde düştü. Son görüldüğünde kendisine gelen uçaksavar ateşini takip ederek hedefe doğru ters uçuyordu. Daha sonra kaza yeri incelendiğinde kurtulan olmadığı anlaşıldı. Kazada kaybettiğimiz diğer kişiler şunlardı: Astsubay Robert L.Allred (Silahçı), Yüzbaşı Joseph L. Farbe (Seyrüsefer subayı), bas sesli ve armonika sahibi.

Kaza haberi 729 uncu Filo hangarına ulaştığında ortalığı bir sesizlik kapladı. �Artık armonika sesi yok� sesleri duyuldu. Başka bir konuşma olmadı. Sadece sesizlik.


Üsteğmen Muzaffer Erdönmez Birleşmiş Millet�lerin Güney Kore, Pusan�daki anıt mezarlığında yatmaktadır. Savaşa katılan ve Çin ve Kuzey Kore�lilerle çarpışan onaltı ülkenin bayrakları şehitlikte dalgalanmaktadır. Üsteğmen Muzeffer Erdönmez 28 yaşındaydı. Fotoğrafları Hava Kuvvetlerinde her tarafına aslıdı. Milli kahraman ilan edildi.

Ruhu şad olsun.

Yazar : Wally Mc Dannel ( Miho Üssü Hrk. Sb ) Kitap : Fly Till You Die, 452nd Bomb Wing (Light), Turner Publishing Co, Paducah, KY 1994, ISBN 1-56311-112-8 Çevirmen : Akif sayar ( Teşekkürlerimle... )
Hv. Plt. Ütğm. Muzaffer ERDÖNMEZ'in KUNURİ'de Alb. Thomas S. GUMBY'i kurtarması.
ERDÖNMEZ'İN ŞEHİT OLUŞU :

Ercüment ÇİFTÇİ Havacılık Dünyası, cilt 1, sayı 9, mart-nisan 1960, sayfa 28-29 dan derlediklerim.

Hava Pilot Üsteğmen Muzaffer ERDÖNMEZ 729 ncu bombardıman filosu 452nci wing e atanır ve Amerikan pilotları ile aynı filoda B-26 INVADER uçaklarında uçmaya başlar. Hava taarruzlarına katılır. 21 nisan 1951 tarihinde 6 uçaklık taarruz kolu ile KUNURİ yakınlarında YALU nehri üzerinde VONSANG kasabası 6 km kuzey doğusunda bir köprüyü imha görevi alırlar.. Bu taarruz için hedef üzerine geldiklerinde uçaksavar savunması ile karşılaşırlar.. Ütgm ERDÖNMEZ in uçağı vurulur ve irtifa kaybı başlar. 6 lı kolun diğer elemanları atlamasını ikaz etsede ERDÖNMEZ atlamaz ve uçağını hedef köprüye çevirir. Tüm bomba ve roketleri ile köprünün tamamen imha edilmesini sağlar.

Fakat Hava Pilot Üsteğmen Muzaffer ERDÖNMEZ KORE savaşının 731 şehidinden birisi olmuştur�

ERDÖNMEZ in kahramanlığı yabancı basında da yer alır.. Amerikan pasifik 5 inci hava kuvvetleri onun adına bir anma töreni tertip eder. Amerikan kongresi Erdönmez� e madalya verilmesine karar verir. Madalya ve beratı Erdönmez� in babası emekli albay Mehmet Naci ERDÖNMEZ teslim aldığında �Herkesten çok ağlamak ve herkesten çok sevinmek bizim hakkımızdır� der.

Şehit Hv. Plt. Ütgm Muzaffer ERDÖNMEZ

25.11.1922 de İstanbulda doğmuş. Ilk ögrenimini çapa da orta öğrenimini Konya askeri orta okulunda lise öğrenimini Bursa askeri lisesinde tamamlamış. 1941 yılında girdiği harp okulundan 1943 yılında mezun olmuştur. 1944 yılında teğmen 1947 yılında da üsteğmenliğe terfi etmiştir. Bekardır.







Yararlı linkler: KT Kuralları, Kore, Kore Dizileri, izle
Site içerik sağlayıcı: Koreanturk.com (Official)